Articles by "Yazılar"

Adam Yayınları Aforizma Ahmet Altan Ahmet Say Aklımda Kalanlar Alberto Giacometti Alejandro González Iñárritu Alıntı Alıntıladıklarım Alıştırmalar Altın Koza Film Festivali Anatole France Antoloji Aspendos Opera ve Bale Festivali Ataol Behramoğlu Ayfer Tunç Bilgi Yayınevi Birhan Keskin Boticelli Can Yayınları Candan Erçetin Cemal Süreya Çağan Irmak Değinmeler Deneme Dergi Diego Velázquez Dinlediklerim Düşbükeyler Edebiyat Edgar Degas Edward Munch Eleştiri Elias Canetti Enis Batur Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Erzurum Eylül'e Mektuplar F. Scott Fitzgerald Fazıl Hüsnü Dağlarca Felsefe Ferit Edgü Film Galeri Gece Gece Edebiyat Gezi Giorgione Goya Gustav Klimt Gülten Akın Gündemdekiler Günler Günlük Günlükler Günün Şarkısı Halikarnas Balıkçısı Hayat Notları Heykel Hilmi Yavuz İçebakan İdil Biret İstanbul Bienali İstanbul Modern İzlediklerim İzlek İzmir Sanat Jan van Eyck Jean Auguste Dominique Ingres Johannes Vermeer John William Waterhouse Karalama Defteri Kırıntılar Kısa Metinler Kitap Kitap Eleştirileri küçük İskender Kürşat Başar Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi Malraux Marc Chagall Marguerite Duras Matisse Mektup Memet Fuat Metis Yayınları Mırıldandıklarım Michelangelo Milan Kundera Murathan Mungan Mühür Dergisi Müzik Nâzım Hikmet Not Defteri Notos Nuri Bilge Ceylan Oğuz Atay Okuduklarım Okuma Defteri Okuma Günlüğü Okuma Şenliği Önerdiklerim Öneri Öykü Özlü Söz Paul Klee Penguen Kolu/Kanadı Picasso Plan Proje Refik Durbaş Rembrandt Resim Resim Defteri Roman Rota Sabancı Müzesi Salâh Birsel Sanat Sayıklamalar Seçtiklerim Sel Yayıncılık Selçuk Altun Seyir Defteri Sezen Aksu Sıla Sinema Söyleşi Sözcükler Sözünü Sakınmadan Stefan Zweig Şiir Şiir Düşü Şiirler Tiyatro Tomris Uyar Van Gogh Varlık Dergisi Venedik Film Festivali Venüs Veysel Çolak Videolar Viktor Hugo Yaşar Kemal Yazı Masası Yazılar YKY Yön Yayınları Zeki Demirkubuz
Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Bir hayali olmayan, sadece önündeki yolda yürümeyi seçip, geniş açıdan dünyaya bakamayanları,
Hayalleri uğruna risk alıp gitmekte oldukları güzergâhtan başka yollara sapmayı denemeyenleri,
Tek bir düşünce etrafında toplanmış ideolojik, siyasi ve dini kalabalıkları,
Düğünleri, yüksek müzik eşliğinde eğlendiğini düşünen toplulukları,
Herhangi bir şehre gidince müzeleri, kütüphaneleri, kitabevlerini gezmeyi alışkanlık haline getirmeyenleri,
Her konuda fikir beyan etme ihtiyacı duyanları,
Arapça, Kürtçe bilmeyenlerin yanında Türkçe konuşurken bir anda sadece onu anlayanlara dönüp Kürtçe veya Arapça konuşmaya devam edenleri,
Demokrasiyi ağzından düşürmeyip demokrasinin tarifini yapamayanları,
Hayatında hiç kitap okumadığı halde kitap okuyanları eleştirme hakkını kendinde görenleri,
İnsanların tercihlerine karışıp, kişilik haklarına tacizde bulunanları,
İnsanları sadece dış görünüşlerine göre eleştirenleri,
Zenginliğin istediğin zaman istediğin şeye ulaşmak olduğunu bilmeyip, sürekli gelecekte yapmayı planladıkları şeyler için para biriktirenleri,
İnsanların gözünün içine baka baka yalan söyleyip, sonra bu yalanı ortaya çıkınca “Aslında ben öyle dememiştim!” diyenleri,
İnsanların sadece tek bir özelliğini beğenip bu tek özellikten yola çıkarak o insana hayranlık duyanları,
Gürültülü müzik çalınan bir ortamda sohbet etmeye çalışanları,
İnsanların düşüncelerine değil de gücüne ve parasına değer verenleri,
Belli bir seviyeye geldiği halde kendi bakımına, giyim kuşamına özen göstermeyenleri,
Hep iktidarlara yakın durup muhalif bir tavır sergileyemeyenleri,
Cep telefonuyla yüksek sesle konuşanları,
Sanatın ne olduğu hakkında en ufak bir bilgisi olmadığı halde sanatı, sanatçıyı küçümseyenleri,
Kendini sanatçı olarak lanse edip de muhalif bir bakış açısına sahip olmayanları,
Sevgilisinin doğum gününü bile hatırlamayacak kadar sevgiden yoksun olanları,
Her kullandığı cümlenin sonuna bir küfür eklemeyi ihmal etmeyenleri,
İnsanların arkasından ileri geri konuşup, o insanla karşılaşınca yüzüne gülenleri,
Hayatında hiç kimseye en ufak bir iyiliği dokunmadığı halde, bu ülke için canını feda edecek kadar mücadele etmiş kahramanları eleştirme küstahlığına düşenleri,
Tek bir insana bağlı olmayı başaramayıp her önüne gelen insanla birlikte olanları,
Her diziyi izleyip sonra da bazı dizileri izleyenlere tepki gösterenleri,
Kendini sinema tutkunu olarak ifade edip de sinema tarihinde klasik haline gelen filmleri “saçma sapan!” olarak niteleyenleri,
Kendi yapabileceği bir işi başkasından rica edenleri,
Teşekkür etmeyi, özür dilemeyi bilmeyenleri,
Ve elbette ki bencil olanları hiç sevmem.

Tuna BAŞAR

15:05:00 , ,

Şubat ayının en sıcak günlerinden birini yaşıyorum. Bir daha hiçbir şubat ayında bu kadar terlemeyeceğimi biliyorum. İzmir mavisi suların yanından yürüyorum. Nereye, niçin gittiğimi bilmeden yürüyorum.
Elimde bir demet beyaz karanfil var. Bu çiçeklerin de elimde ne işi olduğunu bilmiyorum. Karanfil kokusunu içime çekerek, şubat ayında terleyerek ve düşünce alemine dalarak bir bilinmeze yürüyorum.
Bir rüya gördüğümü hissediyorum; dünyanın en güzel duygusu olan aşkı iliklerime kadar hissetmeme sebep olan bir kızla saatlerce sohbet ediyorum. Gözlerinin içine bakarak zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum. Bir kalabalık içindeyiz, ben onun gözlerinin içine odaklanmışım… Ağzımdan tek bir kelime bile çıkmadan dakikalarca oturuyoruz ve o elini yanağıma doğru uzatıp “Gitmem gerek!” diyor. Nerden çıktığını bilmediğim bir beyaz karanfili ona uzatıyorum ve uyanıyorum. Kendimi burda, elinde bir demet beyaz karanfille bir bilinmeze doğru yürürken buluyorum. İstemsiz şekilde Leman Sam’ın “Gül Güzeli” isimli şarkısını mırıldanmaya başlıyorum:

“Elini son defa yanağıma koy
İstemiyorsan giderim, giderim…”

Şarkıyı mırıldanarak düşünce aleminde yolumu bulmaya çalışıyorum. Hiç İzmir’de kendimi bu kadar yalnız hissetmediğimi fark ediyorum. Kalp kırgınlıklarım aklıma geliyor, eski aşklarım… İzmir’le bütünleştirdiğim bütün kadınlara lanet okuyorum. Bu şehirle birlikte anılmayı haketmeyen, beni aşktan soğutmaya çalışan duygusuz insanların hayatıma müdahale etmiş olmalarına kızıyorum. Buna izin verdiğim için en çok da kendime kızıyorum. Bir tek onu ayrı tutuyorum.

“Uğruna döktüğüm gözyaşları için
Yağmurdan özür dilerim, dilerim
Kuruttuğum kızıl gülleri alır
Senin için senden geçerim, geçerim…”

Kalbimdeki aşk acısıyla, elimdeki beyaz karanfillerle yürümeye devam ediyorum ve aklıma anlamsız düşünce kırıntıları dökülüyor.
Attilâ İlhan’ın ölümü aklıma geliyor niyeyse. Yapayalnız sinema salonlarında izlediğim filmler… Yer bulamadığım tiyatro oyunları… Elimden düşürmeden okuduğum bütün kitapları düşünüyorum. Yazdığımı sandığım şiirleri ve hiçbir zaman yazmayı başaramadığım öyküleri hatırlıyorum. Günlerce kurguladığım ama bir türlü başlayamadığım “Hepimizin Romanı”nı…
Çocukluğumun geçtiği sokağı hatırlıyorum. Tren yolunun yanındaki çıkmaz sokaktaki evimizi… Hemen karşımızdaki ayakkabı tamircisi dedeyi… Mavi-beyaz çizgili bir topla camını kırdığım emlakçıyı… Bembeyaz saçlara sahip Ayşe Teyze’yi… O küçücük sokaktaki birkaç arkadaşımı… Gencecik yaşta intihar eden Aziz’i… Sevdiği kızı vermedikleri için aklını yitiren Deli Hasan’ı… Her sabah tren sesiyle uyanarak başladığım günleri…
Başarılarla dolu lise hayatımı, başarısızlıklarla dolu üniversite yıllarımı… Hayatıma giren herkes bir bir gözümün önünden geçiyor ve en son O’nu görüyorum. Ve ondan sonra hiç kimseyi görmek istemediğimi anlıyorum.

“Eğer bir masal perisi girerse rüyalarına
  Öldü dersin gül güzeli tılsımını kaybetti.”

Kalbimde aşk acısı, elimde beyaz karanfiller bir bilinmeze yürüyorum. Hiçbir şubat günü bu kadar terlediğimi hatırlamıyorum. Ölmek istiyorum. En son onu görmüş olmak ve bir daha hiç kimseyi görmemek…
Nerden ve nasıl geldim ben buraya? Elimdeki çiçekler nerden çıktı? Aklımdaki soruların cevaplarını niçin veremiyorum? Niçin anlamsız şekilde yürüyorum ve niçin gözlerimden akan gözyaşlarına engel olamıyorum? Niçin ölmek istiyorum?

/yirmiyedimartikibinyedi sıfırbirkırksekiz/

Tuna BAŞAR

02:05:00 2 , ,

1. Her aşkın 3 evresi vardır:
i. Bir tarafın aşkı tek taraflı yaşamaya başlaması. Ve bu aşkını bir şekilde karşısındaki kişiye hissettirme dönemi.
ii. Karşısındaki kişinin bu aşka karşılık verme ya da vermeme dönemi.
iii. Aşkın tek taraflı ya da karşılıklı yaşanmaya başlaması ve zamanla eriyip gitmesi.

2. Her aşk karşılık bulamama düşüncesiyle başladığı için ve en güzel hayaller bu dönemde kurulduğu için aşkın en güzel dönemi bu ilk dönemdir.

3. Karşılık bulunan her aşkın bir gün azalmasının sebebi de hayallerin yerini gerçeklerin alması ve bu gerçeklerin asla hayallerdeki gibi mutluluk vermemesidir.

4. Ataol BehramoğluAşk iki kişiliktir!” demiş olsa da aslında aşk her zaman tek kişiyle ilgili bir duygu durumudur. Aslında aşk iki kişilik değildir, aşkın iki kahramanı vardır.
Karşılık bulunamayıp da yaşanmaya devam eden duygu durumunu aşk olarak nitelemeyeceksek ne olarak niteleyeceğiz?

5. Karşılıksız yaşanan aşklara “imkânsız aşk” denmesi de mantıklı değil. Sonuçta bir kişinin kalbindeki aşk filizlenmesinin imkânsız olması o aşkın hiç filizlenmemiş olmasıdır ki zaten buna aşk denmez. Etrafınızdaki herhangi birine karşı hiçbir zaman aşk beslemediyseniz veya hiçbir zaman aşk beslemeyeceğinizi biliyorsanız bu imkânsız aşktır. Ama karşılık bulamadığınız bir aşk için imkânsız aşk denmez. Sonuçta tek taraflı da olsa yaşıyorsunuzdur.

6. Karşılıksız aşkı en iyi anlatan şair Attilâ İlhan’dır. En güzel karşılıksız aşk şiiri ise Üçüncü Şahsın Şiiri’dir.
Günümüz şairlerinden ise en iyi karşılıksız aşkı anlatan Aşk Yalnız Bir Operadır şiirinin şairi Murathan Mungan’dır.

7.  Karşılıksız aşkı en iyi anlatan romancı ise Selim İleri’dir. Cehennem Kraliçesi isimli romanındaki Gökmen isimli karakterin Belkıs’a beslediği karşılıksız aşk gerçekten okunmaya değerdir.

8. Karşılıksız aşkı en iyi anlatan şarkıcı ise Sezen Aksu’dur. En iyi karşılıksız aşk şarkısı ise Seni Kimler Aldı’dır.

9. En iyi karşılıksız aşk filmi de -biraz patolojik bir aşk olsa da- David Lynch’in yönettiği Mulholland Çıkmazı’dır.

10. Karşılıksız Aşkların en güzel tarafı da destanlaşmasıdır. Şimdiye kadar aşk şiiri yazmamış bir şair var mıdır? Aragon’un ünlü “Mutlu aşk yoktur!” sözü de aşkların mutsuzluk getireceğini gördüğü için değildir. Efsaneleşen her aşkın karşılıksız olmasındandır. Çünkü karşılıklı yaşanan mutlu aşklar kimsenin ilgisini çekmemiştir ve unutulup gitmiştir.

Tuna BAŞAR

21:20:00 , ,

Türk şiirinde çok önemli yere sahip iki büyük şairimiz vardır: Nâzım Hikmet ve Necip Fazıl.
Her iki şairimiz de savundukları ideolojiler nedeniyle insanların sadece şiirleriyle değil de aynı zamanda düşünceleriyle sevip, bu düşünceler nedeniyle arkalarından geldikleri siyasi/ ideolojik kişiler olmuşlardır.
Elbette her iki şairimiz de ideolojileri nedeniyle şiirle çok benzeşmeyen işlere girişmişlerdir. Biri komünist partiye üye olmuş, diğeri ise Büyük Doğu adlı siyasi dergiyi çıkarmıştır.
Ama bu noktada şiirden asla vazgeçemeyen ve her türlü düşüncesini şiirle anlatmaya çalışan Nâzım Hikmet, şiirinin gücünü hep korumayı başarmıştır. Çıkardığı dergiyle ve yazdığı siyasi makalelerle şiirden uzak düşen Necip Fazıl ise Kaldırımlar ve aynı dönemde yazılmış birkaç şiir dışında çok da kalıcı şiirler bırakamamıştır.
Buna rağmen tek cilt halindeki Çile’de önemli şiirler vardır, fakat bu şiirler de yerellikten uzaklaşamamıştır. Uluslar arası üne kavuşabilecek bir şairin ideolojisi nedeniyle nasıl da şiiri bir kenara itip, yerele razı olduğunu göstermektedir Çile bize.
Necip Fazıl’la aynı ideolojiye sahip kişiler için en büyük şair Necip Fazıl’dır ve onlar için ikinci bir şair yoktur. Okumadıkları, okusalar bile anlayamadıkları Çile’yi göklere çıkarırken şiirin ne olduğunu bile bilmediklerini gözler önüne sermekten çekinmezler. Uzun yıllar gerek aile baskısı, gerek de bulundukları çevrenin etkisiyle Necip Fazıl’a yönlendirildikleri için de başka şair tanımazlar.
Nâzım Hikmet ideolojisindeki kişiler için de benzer şeyler geçerlidir. Onların tek farkı Nâzım’a ailevi veya çevresel bir baskıyla ulaşmayıp, kendi okumalarıyla ulaştıkları için, Türkiye’nin en büyük şairi Nâzım, deseler bile her zaman farklı şairleri de göz ardı etmeden Türk şiirinden bahsedebilmeleridir. Orhan Veli de, Can Yücel de, Edip Cansever de, Turgut Uyar da, Ataol Behramoğlu da, Şükran Kurdakul da, Arif Damar da, Ahmet Telli de, Şükrü Erbaş da onlar için şairdir ve şiir denilince sadece Nâzım’ın adını değil bu şairlerin de adını anmayı unutmazlar.
Elbette Necip Fazıl da büyük bir şairdir ve Türk şiirine büyük katkılar yapmıştır. Fakat Necip Fazıl’ı savunanların, onun ideolojik düşüncesinin peşinde koşanların, onun biraz da şiir yönünü araştırıp, Türk şiirindeki önemi hakkında araştırma yapıp, yeri geldiğinde önemli şairleri de unutmadan şiir üzerine konuşabilecek duruma gelmeleri Necip Fazıl’ın değerini daha da yükseltecektir. Necip Fazıl tektir, ondan iyi şair olamaz, demek en çok Necip Fazıl’a zarar verir.

/ dokuztemmuzikibindokuz yirmiikielliiki
İzmir /

Tuna BAŞAR

00:23:00 , ,


Bazı eleştirileri okuyup, bazı röportajları dinleyince ve de bazı önemli edebiyatçıların Türk Edebiyatı üzerine yaptığı acımasız değerlendirmeleri görünce üzülüyorum.
Bazı kişiler bilinçli bir şekilde Türk Edebiyatını önemsizleştirmeye mi çalışıyor?
Türk Edebiyatını yerden yere vuranlar; yazarlarımızı, şairlerimizi beğenmeyenler; “ben bir Türk olarak Türk Edebiyatını okumam!” diyenler ve dünya edebiyatını yüceltmeye çalışanlar…
Ben Türk Edebiyatını çok seviyorum ve her okuduğum Türk yazar/şair beni daha da gururlandırıyor. Bu edebiyat öylesine değerlidir ki Nobel’le bile ödüllendirilmiştir. Öylesine değerli yazarlarımız, şairlerimiz, öykücülerimiz vardır ki sanatı ruhumuza kazımayı başarır her biri.
Dünyanın kabul ettiği bir Nâzım varken, Türkçenin tüm imkânlarını zorlayarak sadece Türk Edebiyatında değer kazanan, başka dillere çevrilmesinin imkânı olmayan bir Ece Ayhan varken, Türkçeyi en sade şekliyle kullanan bir Orhan Veli, yeraltı edebiyatını sevdiren bir küçük İskender varken, Cemal Süreya, İlhan Berk, Fazıl Hüsnü, Attilâ İlhan, Hilmi Yavuz, Enis Batur, Gülten Akın, Nilgün Marmara gibi çok farklı anlayışlarda şiir yazan şairlerimiz varken nasıl bu şiir sevilmez ki?
Dünyada bir benzeri daha olmayan bir Tutunamayanlar bu edebiyattan çıktıysa, Anadolu’nun Homeros’u olarak anılan Yaşar Kemal gibi bir yazar Türkçe yazıyorsa, Nobel’i Türkiye’ye getiren Orhan Pamuk hâlâ yazmaya devam ediyorsa, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Sabahattin Ali’ye, Halide Edip’ten Reşat Nuri’ye, Yakup Kadri’den Orhan Kemal’e, Selim İleri’den İhsan Oktay Anar’a roman anlayışını değiştiren romancıları hiç değişikliğe uğramadan okuma fırsatı elimizdeyken bu roman sevilmez mi?
Sait Faik’in, Ferit Edgü’nün, Tezer Özlü’nün, Sevim Burak’ın, Ayfer Tunç’un, Tomris Uyar’ın, Füruzan’ın, Tahsin Yücel’in, Oktay Akbal’ın öyküye getirdiği yenilikler varken; Bilge Karasu’dan Salah Birsel’e, Oğuz Atay’dan Enis Batur’a, Ferit Edgü’den küçük İskender’e çok farklı türlerde ürün veren yazarlara sahipken nasıl olur da bu edebiyat sevilmez?
Nasıl olur da değersizleştirilmeye çalışılır?
Nasıl olur da bu kültür zenginliği yüceltilmez?
Bazen gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum.

Tuna Başar

11:42:00 , ,


Son zamanlarda edebiyat konusunda ahkâm kesen tipler üredi. Bilmem siz de farkında mısınız? Belli bir ideolojinin yönlendirmesiyle hareket eden tipler bunlar. Bir nevi İslamcıların edebiyatı da sahiplenme isteğinin ön planda olan kişileri.
Belli yönlendirmeler sonucunda edebiyat konusunda bilgili olduklarını, yeterli birikime sahip olduklarını düşünen ve insanları edebiyat çevresinde toplamaları konusunda yönlendirilerek topluma salınan, fakat bilgi birikimleri özellikle de edebiyat bilgileri çok kısıtlı olan kişiler bunlar.
Onlar için birkaç yazar/şair vardır ve onların dışındaki yazarlar önemsizdir. Necip Fazıl’dır onlar için en önemli şair. Mehmet Akif, Sezai Karakoç ve İskender Pala vardır bir de… Bunlar dışında şair tanımazlar. İsmini bildikleri şairleri de beğenmezler. Nâzım’ı hiç sevmezler, Orhan Veli sıradan şairdir onlar için, Attilâ İlhan ulusalcı bir televizyon programcısı. İlhan Berk’i, Ece Ayhan’ı, Cemal Süreya’yı, Enis Batur’u tanımazlar, isimlerini bile duymamışlardır. Hilmi Yavuz ise gazetede yazdığı köşe yazılarıyla tanınır. Onun bile şiirlerini alıp okumazlar. küçük İskender ise laik bir eşcinseldir onlar için.
Romancılarımızı da tanımadıkları gibi onlar için Türk edebiyatının en önemli romanı Şule Yüksel’in Huzur Sokağı’dır. Herkese bu kitabı öncelikle tavsiye ederler. Mutlaka okunması gereken, çok önemli bir roman olduğunu dillerinden düşürmezler. Peyami Safa romanları vardır bir de onlar için. Bazıları Elif Şafak’tan bahseder. Birkaçının elinde de Orhan Pamuk görmek mümkündür. Fakat hayatlarında Tutunamayanlar’ı hiç duymamışlardır. Yaşar Kemal onlar için okunacak bir yazar değildir. Ahmet Hamdi için okuyup okumamakta kararsız kaldıklarını işitirsiniz. Bu bile mutlu eder sizi onlarla sohbetin sonlarına doğru.
Ferit Edgü’yü de bilmezler, Tezer Özlü’yü de Sevim Burak’ı da. Günümüz Türk Edebiyatı hakkında da hemen hemen hiç bilgiye sahip olmadıkları gibi edebiyat dergisi de takip etmezler. Ve daha birçok önemli yazardan bihaber yaşarlar. Ama öylesine komiktir ki bunlar, her şeyi bilir havaları öylesine etkilemiştir ki kısıtlı bilgilerini böbürlenir de böbürlenirler. Bir şey bildiklerini sanıp oturup sohbet etmeye başlayınca önce çok sinirlenirsiniz, fakat kısa bir süre sonra bir komedinin orta yerinde olduğunuz için gülmeye başlarsınız. Onlar konuştukça bunun nasıl da büyük bir provokasyon olduğunu görüp kendi kendinize bu tiplerin edebiyatı ele geçireceklerini sanıyor olmalarına gülmenin etkisiyle tepki veremez olursunuz.

/ sekiztemmuzikibindokuz onüçelliyedi
İzmir /

Tuna BAŞAR

23:00:00 ,


Ülke içindeki tarihsel olaylara ve insanların belli dönemlere göre sınıflandırılmasına alışığız.
Atatürk’ün yaptığı devrimler sonrasında 1950’li yıllarda Adnan Menderes ve arkadaşlarının karşı devrim hamlelerini gördü bu ülke. Adnan Menderes ve iki milletvekilinin asılması ve darbeyle sonuçlanan bir süreç izledi bu karşı devrim hareketini. Bu sarsıntıyı yeni yeni atlatmaya çalışırken dünyadaki devrimci akımların etkisiyle ve dünyada yaşanan 68 Kuşağının Türkiye’ye etkileriyle sağ-sol olayları başladı ve bu sürecin sonunda da Denizlerin asılmasına tanık olduk. Tam bu travmayı atlatıyoruz derken ortaya Kenan Evren ve arkadaşları çıktı ve ülkeyi daha da büyük bir kaosa sürükleyen 80 darbesini gerçekleştirdi. Hâlâ etkisini yaşadığımız bu olayı terör eylemlerinin başlaması takip etti.
Hani her dönemi bir şekilde sınıflandırıyoruz ya biz de, 1980’li yıllarda doğan çocuklar da terör kuşağı olarak yetiştik. Çocukluğumuz ve ilk gençlik yıllarımız ülkenin terörle mücadelesi nedeniyle sürekli korku dolu günlerle geçti. Tam bu terör sorunu da bitecek derken Tayyip Erdoğan ve arkadaşları ortaya çıktı ve ne olduğu bile bilinmeyen bir açılım söylemiyle ülkenin yeniden çalkalanmasına sebep oldular. 90’lı yılların çocukları terör çocuklarıyken, 2000’li yılların çocuklarını da terör nesli olarak yetiştirmeye kararlı bir sürecin içine soktular ülkeyi.
Biz ne zaman travmalardan uzak bir nesil yetiştireceğiz? Ne zaman ülkenin bu tür suni gündemlerden arındırıldığını göreceğiz?
1950’li yıllardaki karşı devrimcilerin yaptığı yanlışları, 1960’lı yıllardaki sağ-sol olaylarıyla binlerce genç insanın katledilmesini, 1970’li yıllardaki gencecik insanların asılmasını, 1980’li yıllardaki darbeyi ve 1990’lı yıllardaki terör olaylarını nasıl unutacağız? Nasıl bu ülkenin refaha ulaştığını göreceğiz?

/ sekizeylülikibindokuz salı
afyonkarahisar /

Tuna BAŞAR

Tuna BAŞAR

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/-D5kOteDnoJw/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABGE/655dNdgH4u8/s120-c/photo.jpg} 1985 yılında doğdum. İzmir Karşıyakalı'yım. 2004 yılının son çeyreğiyle birlikte başladığım yazı serüvenime Gece Edebiyat adlı blog sayfamda devam ediyorum. Yazılarım ve şiirlerim Ada (Samsun),Aykırı Sanat, Berfin Bahar, BH Sanat, Çalı, Genç Hayat, İzmir İzmir, Kaçak Yayın, Kar, Koridor, Kum, Kuşak, Kül Öykü, Lacivert Sanat, Mor Taka, Onaltıkırkbeş, Sunak, Taflan, Varlık, Virgül gibi dergilerde yayınlandı. {facebook#http://www.facebook.com/tunabasar} {twitter#http://www.twitter.com/tunabasar35} {google#http://plus.google.com/+TunaBasar} {pinterest#http://www.pinterest.com/tunabasar35} {youtube#http://www.youtube.com/c/TunaBasar} {instagram#http://www.instagram.com/tunabasar35}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.