Articles by "Deneme"

Adam Yayınları Aforizma Ahmet Altan Ahmet Say Aklımda Kalanlar Alberto Giacometti Alejandro González Iñárritu Alıntı Alıntıladıklarım Alıştırmalar Altın Koza Film Festivali Anatole France Antoloji Aspendos Opera ve Bale Festivali Ataol Behramoğlu Ayfer Tunç Bilgi Yayınevi Birhan Keskin Boticelli Can Yayınları Candan Erçetin Cemal Süreya Çağan Irmak Değinmeler Deneme Dergi Diego Velázquez Dinlediklerim Düşbükeyler Edebiyat Edgar Degas Edward Munch Eleştiri Elias Canetti Enis Batur Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Erzurum Eylül'e Mektuplar F. Scott Fitzgerald Fazıl Hüsnü Dağlarca Felsefe Ferit Edgü Film Galeri Gece Gece Edebiyat Gezi Giorgione Goya Gustav Klimt Gülten Akın Gündemdekiler Günler Günlük Günlükler Günün Şarkısı Halikarnas Balıkçısı Hayat Notları Heykel Hilmi Yavuz İçebakan İdil Biret İstanbul Bienali İstanbul Modern İzlediklerim İzlek İzmir Sanat Jan van Eyck Jean Auguste Dominique Ingres Johannes Vermeer John William Waterhouse Karalama Defteri Kırıntılar Kısa Metinler Kitap Kitap Eleştirileri küçük İskender Kürşat Başar Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi Malraux Marc Chagall Marguerite Duras Matisse Mektup Memet Fuat Metis Yayınları Mırıldandıklarım Michelangelo Milan Kundera Murathan Mungan Mühür Dergisi Müzik Nâzım Hikmet Not Defteri Notos Nuri Bilge Ceylan Oğuz Atay Okuduklarım Okuma Defteri Okuma Günlüğü Okuma Şenliği Önerdiklerim Öneri Öykü Özlü Söz Paul Klee Penguen Kolu/Kanadı Picasso Plan Proje Refik Durbaş Rembrandt Resim Resim Defteri Roman Rota Sabancı Müzesi Salâh Birsel Sanat Sayıklamalar Seçtiklerim Sel Yayıncılık Selçuk Altun Seyir Defteri Sezen Aksu Sıla Sinema Söyleşi Sözcükler Sözünü Sakınmadan Stefan Zweig Şiir Şiir Düşü Şiirler Tiyatro Tomris Uyar Van Gogh Varlık Dergisi Venedik Film Festivali Venüs Veysel Çolak Videolar Viktor Hugo Yaşar Kemal Yazı Masası Yazılar YKY Yön Yayınları Zeki Demirkubuz
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Gustav Klimt’in “Adele Bloch-Bauer’in Portresi” adlı resmi…

*

Enis Batur’un Işıkadlı kitabında “İyi okur nasıl olmalıdır?” sorusuna verdiği yanıt…

*

Van Gogh’un “Yıldızlı Gece” adlı tablosu…

*

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Göl” şiiri…

*

Matisse’nin “Yaşama Sevinci” adlı resmi…

*

Kürşat Başar’ın “Yaz” adlı romanı
ve özellikle romanın anlatıcısı Murat’ın amcasının yaşam şekli
ve kütüphanesi…

*

Goya’nın “Çıplak Maya” ve “Giyinik Maya” adlı tabloları…

*

Çağan Irmak’ın “Bana Şans Dile” adlı filmi…

*

küçük İskender’in Cin Kontrol Noktası adlı deneme kitabı…

*

Sözcükler Dergisi’nin Edebiyatçı Mektupları Özel Sayısı

*

Alejandro González Iñárritu’nun Ölüm Üçlemesi Olan
Paramparça Aşklar Köpekler”, “21 Gram” ve “Babil” filmleri…

*

Diego Velázquez’in “Aynadaki Venüs” adlı tablosu…

*

Enis Batur’un İstanbul Modern’de Semih Gümüş ve Ömer Türkeş ile yaptığı Sözünü Sakınmadan Söyleşisi…

*

Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” adlı kitabı…
Ve kitabın bana çağrıştırdığı trenler hakkındaki düşünceler…

*

Rembrandt’ın “Gece Devriyesi” adlı resmi…

Tuna BAŞAR


Bir hayali olmayan, sadece önündeki yolda yürümeyi seçip, geniş açıdan dünyaya bakamayanları,
Hayalleri uğruna risk alıp gitmekte oldukları güzergâhtan başka yollara sapmayı denemeyenleri,
Tek bir düşünce etrafında toplanmış ideolojik, siyasi ve dini kalabalıkları,
Düğünleri, yüksek müzik eşliğinde eğlendiğini düşünen toplulukları,
Herhangi bir şehre gidince müzeleri, kütüphaneleri, kitabevlerini gezmeyi alışkanlık haline getirmeyenleri,
Her konuda fikir beyan etme ihtiyacı duyanları,
Arapça, Kürtçe bilmeyenlerin yanında Türkçe konuşurken bir anda sadece onu anlayanlara dönüp Kürtçe veya Arapça konuşmaya devam edenleri,
Demokrasiyi ağzından düşürmeyip demokrasinin tarifini yapamayanları,
Hayatında hiç kitap okumadığı halde kitap okuyanları eleştirme hakkını kendinde görenleri,
İnsanların tercihlerine karışıp, kişilik haklarına tacizde bulunanları,
İnsanları sadece dış görünüşlerine göre eleştirenleri,
Zenginliğin istediğin zaman istediğin şeye ulaşmak olduğunu bilmeyip, sürekli gelecekte yapmayı planladıkları şeyler için para biriktirenleri,
İnsanların gözünün içine baka baka yalan söyleyip, sonra bu yalanı ortaya çıkınca “Aslında ben öyle dememiştim!” diyenleri,
İnsanların sadece tek bir özelliğini beğenip bu tek özellikten yola çıkarak o insana hayranlık duyanları,
Gürültülü müzik çalınan bir ortamda sohbet etmeye çalışanları,
İnsanların düşüncelerine değil de gücüne ve parasına değer verenleri,
Belli bir seviyeye geldiği halde kendi bakımına, giyim kuşamına özen göstermeyenleri,
Hep iktidarlara yakın durup muhalif bir tavır sergileyemeyenleri,
Cep telefonuyla yüksek sesle konuşanları,
Sanatın ne olduğu hakkında en ufak bir bilgisi olmadığı halde sanatı, sanatçıyı küçümseyenleri,
Kendini sanatçı olarak lanse edip de muhalif bir bakış açısına sahip olmayanları,
Sevgilisinin doğum gününü bile hatırlamayacak kadar sevgiden yoksun olanları,
Her kullandığı cümlenin sonuna bir küfür eklemeyi ihmal etmeyenleri,
İnsanların arkasından ileri geri konuşup, o insanla karşılaşınca yüzüne gülenleri,
Hayatında hiç kimseye en ufak bir iyiliği dokunmadığı halde, bu ülke için canını feda edecek kadar mücadele etmiş kahramanları eleştirme küstahlığına düşenleri,
Tek bir insana bağlı olmayı başaramayıp her önüne gelen insanla birlikte olanları,
Her diziyi izleyip sonra da bazı dizileri izleyenlere tepki gösterenleri,
Kendini sinema tutkunu olarak ifade edip de sinema tarihinde klasik haline gelen filmleri “saçma sapan!” olarak niteleyenleri,
Kendi yapabileceği bir işi başkasından rica edenleri,
Teşekkür etmeyi, özür dilemeyi bilmeyenleri,
Ve elbette ki bencil olanları hiç sevmem.

Tuna BAŞAR


Ferit Edgü’nün Tüm Ders Notları adlı kitabındaki tüm notları.

*

Picasso’nun Üç Müzisyen adlı tablosu.

*

küçük İskender’in Elli Belirsiz kitabındaki
de gülüm” ve “bir nedeni yok yalnızca öptüm
şiirleri.

*

Ingmar Bergman’ın Persona filmi.
Özellikle de filmin iki kadın oyuncusunun karşılıklı oturduğu ve Alma’nın
bir monoloğa giriştiği sahne.
Önce Elisabeth’in bu konuşmaya sessiz kalarak verdiği tepkileri gösterip
daha sonra da aynı diyalog sırasında
Alma’nın yüzüne odaklanan sahne.
Sahnenin sonunda iki kadının yüzünün birleşmesi.

*

Gabriel Garcia Marquez’in
Mavi Köpeğin Gözleri adlı öykü kitabındaki Üçüncü Teslimiyet öyküsü.

*

Sıla’nın Yeni Ay albümü.
Özellikle de albümde yer alan Yabancı, Vaziyetler, Yeter, Doldur şarkıları.

*

Franz Kafka’nın Davaromanının giriş bölümü.
Ve Ferit Edgü’nün bir sözü: “Kafka, seksen yıl yaşasaydı, 1963’te ölecekti. Böylece yazdıklarının çoğunun gerçekleştiğini görecekti.”

*

Leonardo da Vinci’nin Son Akşam Yemeği tablosu…

*

Murat Yalçın tarafından hazırlanan Yeraltına Mektuplar adlı kitaptaki Adil İzci’nin Sabahattin Kudret Aksal’a ve Adnan Özyalçıner’in Kemal Özer’e yazdığı mektuplar.

*

Notos Dergisi’nin son sayısındaki (Ağustos-Eylül 2014 Sayı: 47) Julio Cortázardosyası kapsamındaki yazılar.
Dergide yer alan Samuel Beckett ve Murat Gülsoy söyleşileri.
Ve Irmak Zileli’nin En Çok Etkilendiği Yazarile Menekşe Toprak’ın Seçtikleribölümü.

Tuna BAŞAR

15:05:00 , ,

Şubat ayının en sıcak günlerinden birini yaşıyorum. Bir daha hiçbir şubat ayında bu kadar terlemeyeceğimi biliyorum. İzmir mavisi suların yanından yürüyorum. Nereye, niçin gittiğimi bilmeden yürüyorum.
Elimde bir demet beyaz karanfil var. Bu çiçeklerin de elimde ne işi olduğunu bilmiyorum. Karanfil kokusunu içime çekerek, şubat ayında terleyerek ve düşünce alemine dalarak bir bilinmeze yürüyorum.
Bir rüya gördüğümü hissediyorum; dünyanın en güzel duygusu olan aşkı iliklerime kadar hissetmeme sebep olan bir kızla saatlerce sohbet ediyorum. Gözlerinin içine bakarak zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum. Bir kalabalık içindeyiz, ben onun gözlerinin içine odaklanmışım… Ağzımdan tek bir kelime bile çıkmadan dakikalarca oturuyoruz ve o elini yanağıma doğru uzatıp “Gitmem gerek!” diyor. Nerden çıktığını bilmediğim bir beyaz karanfili ona uzatıyorum ve uyanıyorum. Kendimi burda, elinde bir demet beyaz karanfille bir bilinmeze doğru yürürken buluyorum. İstemsiz şekilde Leman Sam’ın “Gül Güzeli” isimli şarkısını mırıldanmaya başlıyorum:

“Elini son defa yanağıma koy
İstemiyorsan giderim, giderim…”

Şarkıyı mırıldanarak düşünce aleminde yolumu bulmaya çalışıyorum. Hiç İzmir’de kendimi bu kadar yalnız hissetmediğimi fark ediyorum. Kalp kırgınlıklarım aklıma geliyor, eski aşklarım… İzmir’le bütünleştirdiğim bütün kadınlara lanet okuyorum. Bu şehirle birlikte anılmayı haketmeyen, beni aşktan soğutmaya çalışan duygusuz insanların hayatıma müdahale etmiş olmalarına kızıyorum. Buna izin verdiğim için en çok da kendime kızıyorum. Bir tek onu ayrı tutuyorum.

“Uğruna döktüğüm gözyaşları için
Yağmurdan özür dilerim, dilerim
Kuruttuğum kızıl gülleri alır
Senin için senden geçerim, geçerim…”

Kalbimdeki aşk acısıyla, elimdeki beyaz karanfillerle yürümeye devam ediyorum ve aklıma anlamsız düşünce kırıntıları dökülüyor.
Attilâ İlhan’ın ölümü aklıma geliyor niyeyse. Yapayalnız sinema salonlarında izlediğim filmler… Yer bulamadığım tiyatro oyunları… Elimden düşürmeden okuduğum bütün kitapları düşünüyorum. Yazdığımı sandığım şiirleri ve hiçbir zaman yazmayı başaramadığım öyküleri hatırlıyorum. Günlerce kurguladığım ama bir türlü başlayamadığım “Hepimizin Romanı”nı…
Çocukluğumun geçtiği sokağı hatırlıyorum. Tren yolunun yanındaki çıkmaz sokaktaki evimizi… Hemen karşımızdaki ayakkabı tamircisi dedeyi… Mavi-beyaz çizgili bir topla camını kırdığım emlakçıyı… Bembeyaz saçlara sahip Ayşe Teyze’yi… O küçücük sokaktaki birkaç arkadaşımı… Gencecik yaşta intihar eden Aziz’i… Sevdiği kızı vermedikleri için aklını yitiren Deli Hasan’ı… Her sabah tren sesiyle uyanarak başladığım günleri…
Başarılarla dolu lise hayatımı, başarısızlıklarla dolu üniversite yıllarımı… Hayatıma giren herkes bir bir gözümün önünden geçiyor ve en son O’nu görüyorum. Ve ondan sonra hiç kimseyi görmek istemediğimi anlıyorum.

“Eğer bir masal perisi girerse rüyalarına
  Öldü dersin gül güzeli tılsımını kaybetti.”

Kalbimde aşk acısı, elimde beyaz karanfiller bir bilinmeze yürüyorum. Hiçbir şubat günü bu kadar terlediğimi hatırlamıyorum. Ölmek istiyorum. En son onu görmüş olmak ve bir daha hiç kimseyi görmemek…
Nerden ve nasıl geldim ben buraya? Elimdeki çiçekler nerden çıktı? Aklımdaki soruların cevaplarını niçin veremiyorum? Niçin anlamsız şekilde yürüyorum ve niçin gözlerimden akan gözyaşlarına engel olamıyorum? Niçin ölmek istiyorum?

/yirmiyedimartikibinyedi sıfırbirkırksekiz/

Tuna BAŞAR


101
mavi ve huzur

renkli bir düş görmek gibi
seni düşünmek

102
bebek ve sevgi

bir annenin çektiği doğum sancıları gözlerin
çekilen acıya değecek
gözlerinden doğacak bebeğim

103
resim ve şehir

kalabalıkların içindeki görünmeyen ayak izi
gittikçe kısalacak bu yollar
sürgüne giderken ruhlar

104
zaman ve nehir

akıp giden mutluluğun can çekişmesi
sarp bir kayalıkta
ruhu kemiren bilmece

105
rakam ve ışık

görüntülerin kaybolması ihtiyar karanlıkta
elbet kavuşacak
imgesel görüntüler şiirin kollarında

106
ses ve ayna

kendi ikizimi yaratıyorum sonsuzlukta
gideceğim bir gün
varılmaz uçurumlara

107
sonsuzluk ve bir gün

verilmeyecek hiçbir zaman hak ettiğim sevgiler
kucağımda taşınan
çare bilmez kırılgan

108
şiir ve harf

kaç kelime anlamlı bir bütün eder
yarım kalmış
inatçı düzenekte

109
masal ve göz

bir masaldı gözlerin
asla sonunu hatırlayıp
uykusuz bedenime anlatamadığım

110
son ve ilk

nerde başlar nerde biter bu gidişat
hep eksik kalacak
yıkıntılar arasında bu hayat

Tuna BAŞAR


3-9 Ekim 2011

Henri de Toulouse-Lautrec’in
Folies-Bergére’de Loie Fuller için Çalışma adlı tablosu…

*

İlhan Berk’in Şairin Toprağı kitabı ve kitapta yer alan
Yazmak Denen Cehennem, Akraba Şairler, İkinci Yeni’nin İlkeleri ya da Salt Şiir,
Anlamsızlığın Anlamı başlıklı yazılar…

*

Yekta Kopan’ın
Yedi Derste Vicdan Muhasebesi kitabındaki
Şey ve Newton’un Üçüncü Yasası
adlı öyküler…

*

Zeki Demirkubuz’un İtiraf filmi…

*

Küçük İskender’in Bu Defa Çok Fena adlı kitabının yayınlanması…

*

48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin başlaması.
1979-80 yıllarında sansür nedeniyle ödüllerini alamayan filmlere
gecikmeli de olsa ödüllerinin verilmesi.
Açılışta Rutkay Aziz, Tuncel Kurtiz,
Perran Kutman ve Halit Akçatepe’ye ödül verilmesi…
Ve özellikle de Rutkay Aziz’in ayakta alkışlanan konuşması..

*

Steve Jobs’un ölümü…

*

İlhan Berk’in Kitaplar Kitabı adlı şiir kitabında yer alan
İstanbul, Dünyada En Güzel Şehirler Uyanır,
“Ne Böyle Sevdalar Gördüm Ne Böyle Ayrılıklar”, Ben Senin Krallığın Ülkene Yetiştim,
Rondo, Ben Şimdi Bir Şiirden Geçenim Çok Eski,
Ben Uyandım Bir Aşk Demekti Bu Dünyada, Ülke, Paris,
Ölü Bir Ozanın Sevgili Karısını Görmeye Gitmek
şiirleri…

*

Küçük İskender’in Eflatun Sufleler kitabı…

*

ABC Yayın Grubu tarafından yayınlanan
Klasik Müzik Koleksiyonu’ndaki
Bach CD’si…

*

Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm filminin fragmanı
ve Milliyet Sanat Dergisinde yayınlanan
Erdal Beşikçioğlu, Serdar Akar ve Emrah Serbes röportajı…

*

William Shakespeare’in III. Richard oyununun Sam Mendes yönetiminde
Kevin Spacey’in canlandırmasıyla
İstanbul Muhsin Ertuğrul’da sahnelenmesi.
Bu oyuna gidemeyerek içimde büyük bir ukde daha oluşması.

*

Nobel Edebiyat Ödülü’nü
İsveçli şair Tomas Tranströmer’in alması.

Nobel Edebiyat Ödülü’nü Tranströmer’in almasından sonra
Cumhuriyet Gazetesi’nde Demir Özlü imzasıyla yayınlanan
Büyük Bir Şair: Tranströmer” başlıklı yazı.

Tuna BAŞAR

02:05:00 2 , ,

1. Her aşkın 3 evresi vardır:
i. Bir tarafın aşkı tek taraflı yaşamaya başlaması. Ve bu aşkını bir şekilde karşısındaki kişiye hissettirme dönemi.
ii. Karşısındaki kişinin bu aşka karşılık verme ya da vermeme dönemi.
iii. Aşkın tek taraflı ya da karşılıklı yaşanmaya başlaması ve zamanla eriyip gitmesi.

2. Her aşk karşılık bulamama düşüncesiyle başladığı için ve en güzel hayaller bu dönemde kurulduğu için aşkın en güzel dönemi bu ilk dönemdir.

3. Karşılık bulunan her aşkın bir gün azalmasının sebebi de hayallerin yerini gerçeklerin alması ve bu gerçeklerin asla hayallerdeki gibi mutluluk vermemesidir.

4. Ataol BehramoğluAşk iki kişiliktir!” demiş olsa da aslında aşk her zaman tek kişiyle ilgili bir duygu durumudur. Aslında aşk iki kişilik değildir, aşkın iki kahramanı vardır.
Karşılık bulunamayıp da yaşanmaya devam eden duygu durumunu aşk olarak nitelemeyeceksek ne olarak niteleyeceğiz?

5. Karşılıksız yaşanan aşklara “imkânsız aşk” denmesi de mantıklı değil. Sonuçta bir kişinin kalbindeki aşk filizlenmesinin imkânsız olması o aşkın hiç filizlenmemiş olmasıdır ki zaten buna aşk denmez. Etrafınızdaki herhangi birine karşı hiçbir zaman aşk beslemediyseniz veya hiçbir zaman aşk beslemeyeceğinizi biliyorsanız bu imkânsız aşktır. Ama karşılık bulamadığınız bir aşk için imkânsız aşk denmez. Sonuçta tek taraflı da olsa yaşıyorsunuzdur.

6. Karşılıksız aşkı en iyi anlatan şair Attilâ İlhan’dır. En güzel karşılıksız aşk şiiri ise Üçüncü Şahsın Şiiri’dir.
Günümüz şairlerinden ise en iyi karşılıksız aşkı anlatan Aşk Yalnız Bir Operadır şiirinin şairi Murathan Mungan’dır.

7.  Karşılıksız aşkı en iyi anlatan romancı ise Selim İleri’dir. Cehennem Kraliçesi isimli romanındaki Gökmen isimli karakterin Belkıs’a beslediği karşılıksız aşk gerçekten okunmaya değerdir.

8. Karşılıksız aşkı en iyi anlatan şarkıcı ise Sezen Aksu’dur. En iyi karşılıksız aşk şarkısı ise Seni Kimler Aldı’dır.

9. En iyi karşılıksız aşk filmi de -biraz patolojik bir aşk olsa da- David Lynch’in yönettiği Mulholland Çıkmazı’dır.

10. Karşılıksız Aşkların en güzel tarafı da destanlaşmasıdır. Şimdiye kadar aşk şiiri yazmamış bir şair var mıdır? Aragon’un ünlü “Mutlu aşk yoktur!” sözü de aşkların mutsuzluk getireceğini gördüğü için değildir. Efsaneleşen her aşkın karşılıksız olmasındandır. Çünkü karşılıklı yaşanan mutlu aşklar kimsenin ilgisini çekmemiştir ve unutulup gitmiştir.

Tuna BAŞAR



6-12 Haziran 2011

Mübin Orhon’un “Soyut Kompozisyon” isimli resmi…

*

David Lynch’in yönettiği Mulholland Çıkmazı adlı film…

*

Sait Faik’in Son Kuşlar öyküsü
ve özellikle de öykünün son paragrafı:
Dünya değişiyor dostlarım.
Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında,
toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz.
Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak.
Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak.
 Benden hikâyesi.”

*

Nazan Öncel’in Hayvan albümünde yer alan
Bebek Sevgilim, Bebişim, Beni Düşün, Canım Bir Yanlış Yapmak İstiyor şarkıları…

*

Nilgün Marmara’nın
Daktiloya Çekilmiş Şiirler adlı kitabında yer alan
Geriye Dönüşsüz şiiri…

*

Erdal Alantar’ın “Soyut Kompozisyon” adlı resmi…

*

Ferit Edgü’nün Do Sesi adlı kitabının sonundaki Geçişler öyküsü…

*

Cemal Süreya’nın Sevda Sözleri kitabındaki
Sayım, Adı İlhan Berk Olan Şiir, Edip Cansever, Turgut Uyar,
Mezartaşı Çiçekleri, Üstü Kalsın ve Ülke adlı şiirler.

*

Adnan Varınca’nın “Çiçekler” adlı tablosu…

*

Metin Güven’den iki dize:

Yüreğin yerinde kalsın, gerekebilir
Ölümlerin en güzelini şairler bilir.”

*

Temren’in Mayıs-Haziran 2011 tarihli 3. sayısında
Sina Akyol’un,
Arif Damar, Rauf Mutluay, Haydar Ergülen, İlhan Berk ve
Abdülkadir Budak’la ilgili anılarını yazdığı
Arada Bir başlıklı yazısı...

*

Gonca Özmen’in Belki Sessiz kitabının açılış şiiri:
Eski Alınganlık

Tuna BAŞAR

Tuna BAŞAR

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/-D5kOteDnoJw/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABGE/655dNdgH4u8/s120-c/photo.jpg} 1985 yılında doğdum. İzmir Karşıyakalı'yım. 2004 yılının son çeyreğiyle birlikte başladığım yazı serüvenime Gece Edebiyat adlı blog sayfamda devam ediyorum. Yazılarım ve şiirlerim Ada (Samsun),Aykırı Sanat, Berfin Bahar, BH Sanat, Çalı, Genç Hayat, İzmir İzmir, Kaçak Yayın, Kar, Koridor, Kum, Kuşak, Kül Öykü, Lacivert Sanat, Mor Taka, Onaltıkırkbeş, Sunak, Taflan, Varlık, Virgül gibi dergilerde yayınlandı. {facebook#http://www.facebook.com/tunabasar} {twitter#http://www.twitter.com/tunabasar35} {google#http://plus.google.com/+TunaBasar} {pinterest#http://www.pinterest.com/tunabasar35} {youtube#http://www.youtube.com/c/TunaBasar} {instagram#http://www.instagram.com/tunabasar35}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.