Articles by "Eleştiri"

Adam Yayınları Aforizma Ahmet Altan Ahmet Say Aklımda Kalanlar Alberto Giacometti Alejandro González Iñárritu Alıntı Alıntıladıklarım Alıştırmalar Altın Koza Film Festivali Anatole France Antoloji Aspendos Opera ve Bale Festivali Ataol Behramoğlu Ayfer Tunç Bilgi Yayınevi Birhan Keskin Boticelli Can Yayınları Candan Erçetin Cemal Süreya Çağan Irmak Değinmeler Deneme Dergi Diego Velázquez Dinlediklerim Düşbükeyler Edebiyat Edgar Degas Edward Munch Eleştiri Elias Canetti Enis Batur Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Erzurum Eylül'e Mektuplar F. Scott Fitzgerald Fazıl Hüsnü Dağlarca Felsefe Ferit Edgü Film Galeri Gece Gece Edebiyat Gezi Giorgione Goya Gustav Klimt Gülten Akın Gündemdekiler Günler Günlük Günlükler Günün Şarkısı Halikarnas Balıkçısı Hayat Notları Heykel Hilmi Yavuz İçebakan İdil Biret İstanbul Bienali İstanbul Modern İzlediklerim İzlek İzmir Sanat Jan van Eyck Jean Auguste Dominique Ingres Johannes Vermeer John William Waterhouse Karalama Defteri Kırıntılar Kısa Metinler Kitap Kitap Eleştirileri küçük İskender Kürşat Başar Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi Malraux Marc Chagall Marguerite Duras Matisse Mektup Memet Fuat Metis Yayınları Mırıldandıklarım Michelangelo Milan Kundera Murathan Mungan Mühür Dergisi Müzik Nâzım Hikmet Not Defteri Notos Nuri Bilge Ceylan Oğuz Atay Okuduklarım Okuma Defteri Okuma Günlüğü Okuma Şenliği Önerdiklerim Öneri Öykü Özlü Söz Paul Klee Penguen Kolu/Kanadı Picasso Plan Proje Refik Durbaş Rembrandt Resim Resim Defteri Roman Rota Sabancı Müzesi Salâh Birsel Sanat Sayıklamalar Seçtiklerim Sel Yayıncılık Selçuk Altun Seyir Defteri Sezen Aksu Sıla Sinema Söyleşi Sözcükler Sözünü Sakınmadan Stefan Zweig Şiir Şiir Düşü Şiirler Tiyatro Tomris Uyar Van Gogh Varlık Dergisi Venedik Film Festivali Venüs Veysel Çolak Videolar Viktor Hugo Yaşar Kemal Yazı Masası Yazılar YKY Yön Yayınları Zeki Demirkubuz
Eleştiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Şiir Defteri-Şiir ve Hayat 2010

Şiir kolay kolay bir kalıba sokulamayacak, tek cümleyle açıklanamayacak kadar özel ve geniş bir sanat koludur. Üzerine kitaplar yazılıp, şiiri şiir yapan şairlerden örnekler verildiğinde bile her seferinde şiirin büyüsünün açıklanamayan bir tarafı kalacaktır. O nedenle şiir, sürekli takip edilip, yeniliklerin anbean fark edilmesiyle hissedilebilir. Yeniyi görüp, yeni üzerinden şiiri tanımlamakta fayda vardır.
Bu nedenle şiir yıllıklarının ayrı bir anlamı var benim için. Şiirin gündemini tutan konuları, son dönemde şiire konu olan olayları, yeni şiir anlayışlarını ve şiirdeki yeni arayışları bize en geniş örnekleriyle göstermeye çalışan edebiyat dergilerinden özenle seçilen örneklerle oluşturulan yıllıklar, bir yılın şiirini gözler önüne sermeye çalışmaktadır.
Önemli şairlerimizden genç şair adaylarına uzanan yelpazesiyle, şiir üzerine yapılan soruşturmalarla ve şiir eleştirileriyle benim gibi şiire gönül vermiş kişiler için bir yıl boyunca başucu kitabı olmaya adaydır yıllıklar.
Her yıl iki yıllığı özellikle takip ederim: Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu’nun birlikte hazırladığı Şiir Defteri ve Baki Asiltürk’ün hazırladığı YKY Şiir Yıllığı
Her iki yıllık için de detaylı bir yazı yazacağım ama bu yazıda Şiir Defteri-Şiir ve Hayat 2010 üzerine söylemek istediğim birkaç söz olacak.
Her yıl olduğu gibi yeterince doyurucu bir seçkiyle karşımıza çıkmış Şiir Defteri.
Bu yıl seçici kurul olmadan hazırlanan yıllık, Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu’nun geçen seneye ait Şiir, Hayat, Edebiyat ve Ölümlere dair uzun bir açıklama metniyle başlıyor. Daha sonra Hilmi Yavuz’dan Veysel Çolak’a, Ahmet Telli’den Haydar Ergülen’e, Emirhan Oğuz’dan Onur Caymaz’a, Lale Müldür’den Gonca Özmen’e uzanan çok fazla sayıda şairle 2009 yılının şiir ortamı hakkında soruşturma yapılmış. Her bir şairin şiire bakış açısından, beğendiği kitaplara; dergiler ve ödüller hakkındaki düşüncelerine kadar farklı sorularla okuyucunun şiirden beklentilerine de cevap aranmış.
Ve tabii sonrasında 150’den fazla şairden örneklerle 2009 yılının en iyi şiirleri seçilmiş. Bu seçki yapılırken şiirlerin dergilerden seçilmesine özen gösterilmiş. Arif Damar’la başlayıp Gülçin Erdem ile son buluyor şairler.
Daha sonra da 2009 yılının dergileri, şiirleri, ilk kitapları, elektronik ortamdaki şiir üzerine yazılan makaleler ve 2009 yılında yayınlanan tüm şiir ve şiire dair kitapların listesiyle son buluyor yıllık.
Yıllığın son sayfasına ulaşınca geniş bir şiir denizinden kendi halinde akan bir akarsuya ulaşma hissi oluşuyor insanda. Bir ferahlama ve huzurla, okuru kendi iç dünyasındaki şiir ritmiyle baş başa bırakıyor.

-      - Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu “Şiir Defteri-Şiir ve Hayat 2010” Antoloji İkaros Yayınları Mart 2010 408 syf

Tuna BAŞAR


Şairin Toprağı - İlhan Berk

İşte beni en mutlu eden şeylerden biri: tesadüfen karşıma çıkan bir sahafta, benim için önemli olan bir yazarın artık piyasada olmayan bir kitabıyla karşılaşmak.
O kitabı satan insanların, kitabın değerini bilmeyerek, o değerli yazarın kitabını ucuz kitapların arasına koyup, kitabı bir an önce ellerinden çıkarma çabalarını görünce de üzülmüyor değilim. Edebiyat da diğer sanat dalları gibi, herkese değil de, sadece bu işe gönül vermiş insanlara ait olmalı. Sanata ulaşmanın bir emek sonucunda gerçekleşmesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bir kitabı sadece bir kitap olarak değerlendiren, yazarına ve kitabın içeriğine değer vermeyen insanları görünce gerçekten çok üzülüyorum.
Bugün tam da bu şekilde bir kitapla karşılaştım: İlhan Berk’in Şairin Toprağı isimli kitabı. 1992 yılında Simavi Yayınları tarafından yayınlanmış. Beş bölümden oluşan kitapta İlhan Berk’in daha önce dergilerde yayınlanmış yazıları, röportajları ve defterlerinden bir bölüm yer alıyor. Yazmak Denen Cehennem başlıklı denemeyle açılan kitap “Şiir ve Gerçek”, “Yazmak Eylemi”, “Defterler”, “Üç Söyleşi” ve “Şairin Toprağı” şeklinde beş bölümden oluşuyor.
Uzun zamandır İlhan Berk’in şiirlerinden ve denemelerinden uzak kalmış biri olarak bu kitabı okuduktan sonra Şairin Toprağı’ndan nasıl bir hasat elde edeceğiz bakalım.

-          İlhan BerkŞairin Toprağı” Deneme Simavi Yayınları 1. Baskı 1992 152 syf

Tuna BAŞAR



Bir Aşka Vuran Güneş - Oktay Rifat

• YKY, çok başarılı bir yayıncılık anlayışıyla, Doğan Kardeş Kitaplığında Türk Edebiyatının önemli şairlerine ve öykücülerine yer açtı. Nâzım Hikmet’ten Ece Ayhan’a, Cemal Süreya’dan Turgut Uyar’a, Sait Faik’ten Sabahattin Ali’ye, Yaşar Kemal’den Tomris Uyar’a önemli yazarların kitaplarından yaptıkları seçkileri kitaplaştırıp gençlere ve meraklı okura büyük hizmette bulunuyor. Hem yazarların/şairlerin hayatları boyunca yazdıkları ürünlerden bir yelpazeyi okura sunarken, hem de uzun yıllar içinde ne tür dönüşümler yaşandığını gözler önüne sermeye çalışıyor. Özellikle genç okurların yazarları yakından tanımasını ve yazarların diğer kitaplarına ulaşmalarına da büyük bir yönlendirmede bulunuyor.
Daha önce Ece Ayhan’ın Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler seçkisini okumuştum. Şimdi de Oktay Rifat’ın Bir Aşka Vuran Güneş adlı kitabını elimde tutuyorum.
Ben şiirleri yavaş yavaş okurum. Şiirin sadece sesini değil tınısını da alana kadar inatla eğilirim bir şiirin üzerine. Bazı günler saatlerce sadece bir şiirle ilgilendiğim olur. Tekrar tekrar yazarım bazı şiirleri. Kelimelerin uyumunu, dizelerin şiire kattığı ahengi ve şiiri oluşturan düşünceyi tüm detaylarıyla sindirmek isterim. Ve her şiirden bana bir tını kalmasını beklerim.
Şimdi Oktay Rifat’ın yaklaşık 45 yıla yayılmış şiir yaşantısını, Garip akımının başlatıcılarından biri olmasını, kimi eleştirmenlere göre İkinci Yeni’ye katkılarını daha yakından görmek için uzun uzun şiirlerinin üzerine eğilmem gerekecek.

-          Oktay RifatBir Aşka Vuran Güneş” Şiir YKY Ocak 2009 2. Baskı 128 syf

Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki

 
• Birçok gazete, aylık veya haftalık olarak, kitaplar üzerine oluşturduğu eklerle gündemdeki kitapları tartışıyor. Yeni çıkan kitapları tanıtırken, yazarlarla da röportajlar yapıyor.
Bu kitap gazeteleri içinde beni en fazla etkileyen Cumhuriyet Gazetesi Kitap Ekidir. Sadece bir gazetenin kitap eki gibi davranmayıp haftalık çıkan bir edebiyat dergisi anlayışıyla yayın yaptığı için belki de beni kendine çekmesi.
Cumhuriyet Kitap’ta da yeni çıkan kitaplar üzerinde duruluyor, yazarlarla röportajlar yapılıyor, fakat bunun yanında Enis Batur’dan Selçuk Altun’a, Celâl Üster’den Metin Celal’e, Mustafa Şerif Onaran’dan Cevat Çapan’a kadar birçok önemli edebiyatçı, edebiyat dünyasının farklı ilgi alanlarına eğilen yazılarla, okur karşısına çıkıyor. Kimi klasiklerden bahsediyor, kimi genç öykücülerin edebiyata getirdiği yenilikten, kimi önemli ülke şairlerinin şiirlerinden örnekler sunuyor, kimi aforizmalarını, notlarını, kıssalarını okuyucuyla paylaşıyor. Feyza Hepçilingirler Türkçe Günlükleri’yle, Semih Poroy Feklavye’siyle insana farklı tatlar sunuyor.
Belki de bu nedenlerden dolayı Cumhuriyet Gazetesi Kitap eki uzun süre elimden düşmüyor.

Tuna BAŞAR



Doğu Öyküleri - Ferit Edgü

• Türk Edebiyatı’nın yaşayan en önemli öykücülerinden biri olan Ferit Edgü, bir dönem yaşadığı doğunun etkisiyle, doğu üzerine yoğunlaştığı yolculuğunu Kimse ve Hakkâri’de Bir Mevsim’den sonra Doğu Öyküleri’yle sürdürüyor.

• “Sevgili dostum Onat Kutlar’ın anısına” ithafla açılan kitap iki bölümden oluşuyor.
Uzun öykülerden oluşan ilk bölüm Doğu Öyküleri başlığını taşıyor. Bu bölümde 4 uzun öykü yer alıyor: Mirza, İbramın Oğlu İbramın Öyküsü, İnsan Kokusu ve Mutluluk.
Kısa öykülerden oluşan ikinci bölüm ise Minimal Doğu Öyküleri başlığını taşıyor ve bu bölümde de 17 kısa öykü bulunuyor: Atsız, Söyleşi, “Annem ve Ben”, Yıkılmış, Fal, Kayıt, Konuşma, Rastlantı, Nöbetçi, Pusula/sız, Karakış, Ses, Kim, Hoş, Kerem ve Ne.

• Ferit Edgü doğuda bir süre yaşamış bir yazar olarak bu öykülerde doğu insanının birçok sorununa değinmeye çalışıyor. Şehri terk eden Süryanilerden, oğlunun karısından çocuk sahibi olup kaçmak zorunda kalan babalardan, anlamsız nedenlerle insan öldürüp töre cinayetlerine sebep olanlardan, dağların doruklarında hiç kalkmayan karlardan, batılı bir köy öğretmeninin çektiği yalnızlıktan, birden fazla kadınla evlenen insanlardan, 24 yaşında 3. çocuğu olmadığı için yeni bir kadınla evlenmeyi düşünenlerden, çökmek üzere olan mağaralarda yaşayıp hiç ev görmeyenlerden, bulunduğu yeri terk etmek isteyenlerden, “Tanrının bu dağ başında işi ne?” diye düşünen köylülerden, “Soru sormadan. Bakıp görmeden. Özellikle sormadan ve görmeden.” işini yapmakla görevli memurlardan…
Genelde yalnız olan, fakat yalnızlığının bile farkında olmayan insanlar, batıdan gelen köy öğretmeninin gözlemleri çerçevesinde öyküleri şekillendiriyor. Ferit Edgü’nün diğer kitaplarında da yer alan Hoca, Halit, köy muhtarı gibi karakterler yine kullanılmış. Fakat Ferit Edgü, öykü anlayışı nedeniyle genelde kısa olaylara yönelmiş. Öykülerde kişilerin özellikleri pek fazla göz önüne serilmiyor.

Doğu Öyküleri, Ferit Edgü’nün diğer öykü kitaplarındaki özellikleri taşıyor: minimalist öykü anlayışıyla yazılmış, kısa hatta kimi zaman sadece fiillerden oluşan cümleler. Okura olayı daha iyi bir şekilde aktarabilmek için kimi zaman doğu insanının konuşma özellikleri de cümlelere yansıtılıyor.

• Öykülerde belirli bir zaman da kullanılmamış. Kimi öykülerde günün hangi zamanı ve hangi mevsim olduğu açıklansa da öykülerin çoğunda kış mevsimi ve gece hâkimiyeti var. Hangi yıllardan bahsedildiği de ancak Ferit Edgü’nün diğer kitaplarını da okuyup, aralara sıkıştırılmış küçük ayrıntıları yakaladıktan sonra ortaya çıkıyor.

• Ferit Edgü’nün “doğu”suna daha geniş bir açıdan bakabilmek için Doğu Öyküleri’yle birlikte Hakkâri’de Bir Mevsim, Kimse, Yaralı Zaman ve Tüm Ders Notları’nın Hakkâri’de Bir Mevsim ve Kimse bölümlerini de okumak gerekiyor.

Doğu Öyküleri, Ferit Edgü, Öykü, YKY, 2. Baskı Ekim 1996, 69 syf, Kapak resmi: Abidin Dino

Tuna BAŞAR



Edebiyat Notları 2

Üç Yeni Kitap

Sahaflarda ve kütüphanelerde kendimi çok huzurlu hissederim. Daha önce bambaşka insanların dokunduğu, değişik düşüncelerle okuduğu kitaplarla iç içe olmak insana çok büyük bir keyif veriyor. Hele bir de değer verdiğin bir yazarın daha önce bulamadığın kitabını tozlu rafların en kuytu yerinde bulunca demeyin keyfime.
Bir sahafa yolum düştü bugün. İçeri girer girmez bulunduğum şehirden çok farklı bir yerde olduğum hissine kapıldım. Raflardaki kitaplara tek tek baktım ve birçoğuna elimi sürdüm. Elime takılan 3 kitabı da hemen kütüphaneme eklemek üzere aldım:

Salâh Birsel’in denemelerinin farklılığını çok iyi bilirim. Özellikle kendi deyişiyle “1001 Gece Denemeleri”nde bir konudan yola çıkıp çok farklı düşünceleri okura aktarmayı çok iyi başarır.
Yapıştırma Bıyık’la karşılaşınca bu kitabı almam gerektiğini düşündüm. Ve bir yandan da kendi kendime niçin hiçbir yayınevinin Salâh Birsel kitaplarını toplu halde yayınlamadığını sordum. Sel Yayıncılık Salâh Bey Tarihini yayınladı ama şiirlerini, günlüklerini ve diğer denemelerini yayınlamadı.

• Dergilerden şiirlerini takip ettiğim, fakat kitaplarından hiçbirini okumadığım yazarlardan biri de Gülseli İnal. Onun da Dans Natura isimli kitabını alıp kitaplığımdaki şairlere bir yenisini eklemenin iyi olacağı kanaatine vardım.

•Bugünlerde kazandığı Penyo Penev Uluslararası Şiir Ödülü’nün hiçbir basın kuruluşu tarafından haber yapılmadığından şikayet eden Özdemir İnce’nin şiir üzerine yazdığı eleştiri yazıları ilgimi her zaman çekmiştir. Daha önce Şiir ve Gerçeklik isimli kitabı bana bayağı yol göstermişti. Bugün de elime takılan Tabula Rasa’nın alt başlığında Eleştirel Denemeler yazısını görünce almak şart oldu.

-          Salâh BirselYapıştırma BıyıkDeneme Özgün Yayın Dağıtım Birinci Basım Nisan 1985 168 syf
-          Gülseli İnalDans NaturaŞiir Broy Yayınları Şubat 1991 80 syf
-          Özdemir İnceTabula RasaDeneme İş Bankası Kültür Yayınları Birinci Basım Kasım 2002 150 syf

Tuna BAŞAR


Edebiyat Notları 1

Şimdi Seni Konuşuyorduk – Selim İleri Kitabı

Her gittiğim şehirde -fırsat bulur bulmaz- ilk uğradığım yerler kitapevleridir. Şehirleri güzelleştirenler biraz da, benim için, kitapevi çeşitliliğidir. Ama ne yazık ki Türkiye’nin birkaç şehri dışında kitapevi çeşitliliğine rastlayamıyoruz.
Birkaç gündür Aydın’dayım. Şehri gezmek için ancak vakit bulabildim ve kendimi şehrin ilk bulduğum kitapevine attım. Her gittiğim şehrin kitapevlerine ilk olarak uğramanın en iyi yanı; o şehrin bir kitabın ardından bende etkiler bırakması. Her şehrin izlerinden önce kitaplar gelir zihnime, hatıralarıma. Aydın’ın da izlediği kitap Selim İleri üzerine hazırlanmış bir armağan kitap olacak sanırım: Şimdi Seni Konuşuyorduk.
Selim İleri’nin edebiyattaki 40. yılı olan 2007 yılında Handan İnci tarafından hazırlanan kitap Doğan Kitap tarafından basılmış. Kitap iki bölümden oluşuyor:
I. Selim İleri Edebiyatı üzerine
II. 40 yıla 39 yazı ve 1 şiir
300 sayfalık kitap Selim İleri’nin “Hayatım Üzerine Çiziktirmeler” yazısıyla başlıyor ve İleri’nin Handan İnci’ye bu kitap nedeniyle yazdığı teşekkür mektubuyla kapanıyor.
Her kitap gibi bu kitap da okurken elimden bırakmak istemediğim ve bir yandan da bitmesinden korktuğum kitaplardan biri.

• Şiir Defteri - Şiir ve Hayat 2010

Belki daha önce de yazmıştım ama yinelemekte fayda görüyorum: ne zaman kendimi kötü hissetsem kitaplara sığınırım. Bütün stresimi alır kitaplar. Kitaplığımdan uzak olduğum için evdeyken aynı duyguyu yaşayamıyorum. 
Sığınamıyorum kitaplarıma… O yüzden belki de biraz stresliyim bu aralar.
Yaklaşık bir saatimi kitaplarla geçirdim ama kitap almadan çıktım kitapevinden. Sadece Üç Nokta dergisinin 2010 Bahar tarihli 3. sayısını aldım. Derginin hediyesi olan “Şiir Defteri – Şiir ve Hayat 2010” adlı yıllık için.
Her yıl “Şiir Defteri”ni ve “YKY Şiir Yıllığı”nı takip ederim. Bir yıl boyunca Türk şiirindeki gelişmeleri ve ön plana çıkan şiirleri toplu halde gözden geçirmek bana büyük keyif verir.
Şiire gönül vermiş biri olarak Türk şiirinin son zamanlarda neler üzerinde yoğunlaştığını, şairlerin ne tür şiirlerle kendilerini ifade etmeye çalıştığını ve şiirdeki yenilikleri görmeme sebep oluyor şiir yıllıkları. Ve tabii ki her şiirde olduğu gibi şiir yıllıklarındaki şiirler de bende şiir yazma isteği uyandırıyor.

• E dergisinin 2003 yılında yayınladığı bir edebiyat yıllığı vardı. Sadece şiire değil, denemeye ve öyküye de yer vermişti. Romanlar üzerine yazılan eleştirileri de sayfalarına taşımıştı. Bir yıl boyunca edebiyat ortamında yaşananların nabzını tutmuştu ve yıllar sonra bile geriye dönüp okunan bir seçki yayınlamıştı. Tekrar aynı düzeyde yıllıklar yayınlansa. Sadece şiire değil edebiyatın tüm alt dallarına yer verilse…

• Eskiden Adam yayınlarının şiire yaptığı katkıyı son yıllarda YKY üstlenmiş durumda. Özellikle Enis Batur yönetiminde Türk şiirinin önemli şairlerinin, hemen hemen tamamının, kitaplarını yayınladılar. Dünya şiirinden de seçki örnekler sunmaya çalıştılar. Enis Batur sonrasında da bu anlayış devam etti. Şimdilerde Kırmızı Yayınları da YKY gibi şiire öncelik veriyor. Türk ve dünya şiirinin önemli örneklerini Türk okurunun önüne getirerek şiire büyük katkı yapıyor. Umarım en kısa zamanda yeni yayınevleri de şiire daha fazla önem vermeye başlar.

Tuna BAŞAR


Gazeteler ve Hürriyet’in Seyahat Eki

Gazete okumanın en iyi taraflarından biri gazetelerin verdiği eklerdir. Birçok gazeteyi -özellikle pazar günleri- ekleri için alırım.
Özellikle okuduğum, her gün ne yazdığını merak ettiğim bazı köşe yazarları vardır. O yazarları her gün mutlaka okuma ihtiyacı hissederim: Bekir Coşkun, Emin Çölaşan, Yılmaz Özdil, Hıncal Uluç, Mustafa Mutlu, Doğan Hızlan, Ruhat Mengi, Güngör Mengi, Zülfü Livaneli, Can Ataklı, Haşmet Babaoğlu, Ahmet Hakan, Mehmet Yılmaz, Özdemir İnce, Can Dündar, Ece Temelkuran, Çetin Altan, İlhan Selçuk, Hikmet Çetinkaya, Oktay Akbal, Emre Kongar…
Öncelikle bu yazarları okumak için alırım gazeteleri. Sonraki tercihimi ise gazetelerin ekleri belirler. Özellikle Cumhuriyet Gazetesinin Kitap ekiyle Bilim ve Teknoloji eki, Radikal’in kitap eki, Hürriyet’in Seyahat eki, Taraf’ın Pazar eki vazgeçemediğim ve büyük keyif alarak okuduğum eklerdir.
Ama pazartesi günleri gazete bayilerine daha büyük bir heyecanla giderim. Gazetelerin pazartesi rehavetine rağmen Hürriyet’in Seyahat ekini almak için coşkulu olurum.
Nedim Gürsel gibi gezi edebiyatı türünün çok iyi bir yazarının yazdığı, Mehmet Yaşin gibi bir gurme-gezginin yer aldığı, Doğan Hızlan’ın hazırladığı Avare bölümünün olduğu, her hafta tarihi turizmden sahillere, kıyı şeridindeki önemli turizm merkezlerinden dünyadaki önemli şehirlere uzanan, insanı çok farklı noktalara oturduğu yerden ulaştıran bu eki okumak insana keyif veriyor.

Tuna BAŞAR

/ yirmiyeditemmuzikibindokuz
afyonkarahisar /


Sandık Lekesi - Sema Kaygusuz

Son günlerde çok fazla Sema Kaygusuz'dan bahsediyor edebiyat dünyası. Özellikle Notos Öykü'nün geleceğin ustaları soruşturmasında ilk sırayı alması, Liberation'un kitap ekine kapak olması ve son olarak da Cenevre Kitap fuarının açılış konuşmasını yapması nedeniyle bütün dikkatler Sema Kaygusuz'a yöneltilmiş durumda.
Ben de uzun zamandır Sema Kaygusuz kitaplarını okumak istiyordum. Önceliği öykü kitabına (Sandık Lekesi) verdim, fakat Yere Düşen Dualar adlı romanı da en kısa zamanda okunmak üzere bekliyor. Tabii bu arada yıllardır biriktirdiğim dergilerden ve kitap gazetelerinden Sema Kaygusuz hakkında yazılanları, röportajları çıkardım. Yere Düşen Dualar'ı da okuduktan sonra daha geniş kapsamlı bir Sema Kaygusuz yazısı yazmaya çalışacağım.
Sandık Lekesi, Sema Kaygusuz'un ilk kitabı. 2000 yılında Can Yayınlarından çıkan kitapta 13 öykü yer alıyor. Son dönemde okuduğum öykü kitapları içinde gerek diliyle, gerek üslubuyla, gerekse de değindiği insan motifleriyle ilgi çeken öykülerden oluşuyor kitap. Özellikle kitabın ilk sekiz öyküsü üçüncü kişi tarafından anlatılıyor ve sıradan insanların hayatlarına odaklanıyor olmasından dolayı kendi içinde taşıdığı bütünlük nedeniyle okunma isteğini arttırıyor. Fakat kitabın içine neden konduğunu anlamadığım birkaç öykü (Yülerzik, Aşkâr ve Selametle Kalın Hanımefendi) okura verdiği tadı biraz olsun mayhoşlaştırıyor. Son iki öyküyle (Küllük ve Kışlangıç) yeniden kendi sesini yaratan kitap bence okunmaya değer. Hatta bazı öyküler şimdiden başucu öykülerim olmayı hak ettiler (Ortadan Yarısından, Elif'in E'si, Kadın Sesleri, Sarı, Küllük, Kışlangıç)
Kitabın en büyük eksiği öykülerin her birinin ayrı özelliklere sahip olup, bütünlüğü sağlayamamış olması. Sanki her öykü dergiler için yazılıp, sonradan (ya da dergilerdeki haliyle) kitaplaştırılmış izlenimi veriyor. Niçin dergilerde yayınlanan öyküler, şiirler kitaplaştırılır? Bazı eserler kitaplara girmemeli bence. Sadece dergilerde kalması için de yazılmalı bazı yazılar, şiirler, öyküler. Kitaplaştırılacak olanlar özellikle kitap için yazılmalı. Her biri kendi içinde ayrı olmanın özelliğini korurken, aynı zamanda da her birini bütün yapan bir bağ da olmalı.

Tuna BAŞAR


Edebiyatın hangi dalı resim sanatına yakındır? Şiir mi, öykü mü, yoksa roman mı insanların zihninde bir resim çizmeye yarar? Yoksa her edebiyat eseri aynı zamanda okuyucunun fırçayı eline alıp tuvale düştüğü imgelerin oluşturduğu bir resim midir? Elbette her zaman resimle edebiyatı bir araya getirecek ortak noktalar bulunabilir de acaba yazarlarla ressamlar arasında her zaman ortak noktalar bulunabilir mi?
Ferit Edgü, Buluşmalar isimli kitabında biraz da bu ortak noktayı sorguluyor. Daha önce çeşitli kitaplar ve sergiler için yazdığı önsözlerle edebiyat, resim için yazdığı denemeleri bu kitapta bir araya getiriyor.
Yazarlar/ressamlar alt başlığıyla piyasaya çıkan kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde yazarlar üzerinden sorgulamalarına devam ederken, ikinci bölümde bu işi ressamlar üzerinden sürdürüyor.
Albert Camus'dan Andre Breton'a, Celine'den Beckett'e, Sait Faik'ten Melih Cevdet'e, Demir Özlü'den Tahsin Yücel'e kadar birçok yazarı bize hatırlatan ilk bölümden, Bedri Rahmi'den Avni Arbaş'a, Füreya'dan Rembrandt'a, Jean Dubuffet'den Fikret Muallâ'ya ressamlar geçidi olan ikinci bölüme geçerken edebiyat-resim ortaklığını gözler önüne sermeye çalışıyor.
Cihat Burak üzerinden ressam-yazar sorgulaması yaparken şöyle diyor;
"Şairler, yazarlar arasında resim sanatına ilgi duyanların sayısı bir hayli fazladır. 19. yüzyılın büyük romantiği Victor Hugo'nun o şaşırtıcı, 20. yüzyılın lekeci ressamlarını kıskandıracak lavis'lerini, benim gibi, şiirlerine yeğleyenler bile vardır. İngiliz şair William Blake'in, İsveçli oyun yazarı Strindberg'in yağlıboyaları, Antonin Artaud'nun öz-portreleri, sözcükler biter gibi olduğunda görsel imlere, imgelere sığınan Henri Michaux... İşte, yazarlar, şairler arasında ressam niteliğiyle de ortaya çıkan sanatçılardan ilk aklıma gelenler. Tabii, Baudelaire'in desenleri var, çağdaşlardan Günther Grass'ın illüstrasyonları; bizden Metin Eloğlu'nun, Oktay Rifat'ın, İlhan Berk'in resimleri."
Yazar-ressamlar için bunları söyledikten sonra ressamlar arasından çıkan az sayıdaki yazar için de şu şekilde bir ifade kullanıyor;
"...Rönesans'ın büyük ustaları dışında, dişe dokunur pek birilerini bulamıyorum. Picasso'nun oyununu ve şiirlerini, Dali'nin sayıklamalarını, Hans Arp'ın dadacı şiirlerini, Picabia'nın özdeyişlerini unutuyor değilim. Von Gogh'un gerçek bir yazarın kaleminden çıkmış mektuplarını, Delacroix'nin bir sıfat bulamadığım günlüklerini de. Hattâ bizden bir Fikret Muallâ'nın sözcük oyunlarıyla dolu mektuplarını ve çizgiler kadar sözcüklerden de oluşan Albastı Karnelerini de. Ama bunlar ressamca, resimle ilgili yazılar.
Abidin Dino'nun yazıları, öyküleri, oyunları bir ressamın değil, gerçek bir yazarın yapıtları. Bedri Rahmi ise, bir şair-ressam ya da ressam-şair."
Ressam-yazarlar için düşündüklerini kâğıda döktükten sonra Can Yücel-Burhan Uygur üzerinden şiir-resim yakınlığını şu şekilde açıklıyor;
"Uzun yıllar, şiir müzikle eşleştirildi. Ama bu müzik ayaklı uyaklı şiir için geçerliydi. Ama Verlaine'den örneğin, Baudelaire'e geldiğimizde iş değişiyor. Çünkü Baudelaire'nin şiirinde müzik kadar resim de vardı.
Bu da doğal; çünkü şiir bir imge sanatıdır. İmge (image) sözcüğünün sözlük anlamı da resimdir."
Ressamlarla yazarlar üzerinden edebiyatı resimle dans ettiren Ferit Edgü, bazı metinlerde bu birliktelikten çok uzaklara bizi götürürken de aklımızın bir köşesinde hâlâ elinde fırçasıyla resim yapan bir okur imgesi yer alıyor.
1917 Rus Devriminden önce yaşananları anlatan Albert Camus'nun "Doğrular" isimli kitabından, bir Yahudi efsanesi olan Golem'i romanının merkezine yerleştiren Meyrink'e, sürrealist Andre Breton'un "Nadja"sından, alkol üzerine yazılmış en korkunç roman olan "Yanardağın İçinden"e, Sait Faik'in öykülerinden, çağdaş Türk yazınının en büyük ironi ustası olarak nitelediği Tahsin Yücel romanlarını okuyucuyla buluştururken, Eren-Bedri Rahmi Eyüboğlu aşkını anlatırken, elek teliyle yapılmış Kuzgun heykellerini hatırlatırken, sulu boya üzerine notlar alırken ve Rembrandt'ın desenlerini gözler önüne sererken de edebiyatla resmin dansına tanık oluyoruz.
Kendisine sürekli yöneltilen hangi yazar/şairlerle kardeş olduğu yönündeki soruyu da bu kitapta cevaplıyor Ferit Edgü.
"Bir kitabını ilk kez elime aldığımda allak bullak olduğum beş yazar, şair var:
Rimbaud
Lautrèamont
Marquis de Sade
Antonin Artaud
Kafka"
Bu sıralamayı yaptıktan sonra en kalıcı ve derin etki edenin Kafka olduğunu söylüyor. Fakat birçok kişi tarafından yazdıklarının Kafka'ya yakın olduğu yönünde aldığı eleştirilere rağmen Kafka'yı yazar olarak kardeş görmediğini, yaşamının 48 yılını tımarhanede geçiren ve bir yerde "Düşsel yaşamı gerçek yaşama yeğlerim" diyen Robert Walser'in yazı kardeşi olabileceğini belirtiyor.
Yaşamının büyük bir kısmını yazmaya ve resimlere adamış bir insan olarak Buluşmalar'ı yazma sebebini de şu sözlerle açıklıyor;
"Eski Orta Asya Türk geleneğine göre, bir hükümdar öldüğünde öte dünyada yalnızlık çekmemesi ve yolunu sürdürmesi için olsa gerek, atıyla ve hatunuyla gömülürmüş. Doğrusu, öte dünyaya inanmasam da, kitaplarım ve resimlerimle gömülmek isterdim ben. Bu yaşamı bana onlar dayanılır kıldığına göre, ölümü de haydi haydi dayanılır kılacaklarına inandığımdan..."
Gerçekten de ölümü dayanılır kılacak tek şey sanat olmalı. Buluşmaları okurken resimle edebiyatın dansına tanık olmanın verdiği yaşama dayanma gücü, ölüm anında da bize bu gücü verecektir. Yeter ki hayatımızı bunlara adayabilelim.
Ferit Edgü'nün kaleminden yazarlar ve ressamlar için yazılan metinler belki de bu yolda okuyucuya ilk yol gösterici olacak. O nedenle okunmaya değer bir kitap Buluşmalar.

Tuna Başar
/ onyediekimikibinyedi ondokuzelliüç
Afyonkarahisar /

Buluşmalar
Ferit Edgü
184 sf
Can Yayınları Eylül 2007
Fiyatı: 12 YTL
Not: Bu kitap eleştiri yazısı "Onaltıkırkbeş" isimli derginin 1 Haziran 2008 tarihli 21. sayısında yayınlanmıştır.

Tuna BAŞAR

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/-D5kOteDnoJw/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABGE/655dNdgH4u8/s120-c/photo.jpg} 1985 yılında doğdum. İzmir Karşıyakalı'yım. 2004 yılının son çeyreğiyle birlikte başladığım yazı serüvenime Gece Edebiyat adlı blog sayfamda devam ediyorum. Yazılarım ve şiirlerim Ada (Samsun),Aykırı Sanat, Berfin Bahar, BH Sanat, Çalı, Genç Hayat, İzmir İzmir, Kaçak Yayın, Kar, Koridor, Kum, Kuşak, Kül Öykü, Lacivert Sanat, Mor Taka, Onaltıkırkbeş, Sunak, Taflan, Varlık, Virgül gibi dergilerde yayınlandı. {facebook#http://www.facebook.com/tunabasar} {twitter#http://www.twitter.com/tunabasar35} {google#http://plus.google.com/+TunaBasar} {pinterest#http://www.pinterest.com/tunabasar35} {youtube#http://www.youtube.com/c/TunaBasar} {instagram#http://www.instagram.com/tunabasar35}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.