Articles by "Okuma Günlüğü"

Adam Yayınları Aforizma Ahmet Altan Ahmet Say Aklımda Kalanlar Alberto Giacometti Alejandro González Iñárritu Alıntı Alıntıladıklarım Alıştırmalar Altın Koza Film Festivali Anatole France Antoloji Aspendos Opera ve Bale Festivali Ataol Behramoğlu Ayfer Tunç Bilgi Yayınevi Birhan Keskin Boticelli Can Yayınları Candan Erçetin Cemal Süreya Çağan Irmak Değinmeler Deneme Dergi Diego Velázquez Dinlediklerim Düşbükeyler Edebiyat Edgar Degas Edward Munch Eleştiri Elias Canetti Enis Batur Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi Erzurum Eylül'e Mektuplar F. Scott Fitzgerald Fazıl Hüsnü Dağlarca Felsefe Ferit Edgü Film Galeri Gece Gece Edebiyat Gezi Giorgione Goya Gustav Klimt Gülten Akın Gündemdekiler Günler Günlük Günlükler Günün Şarkısı Halikarnas Balıkçısı Hayat Notları Heykel Hilmi Yavuz İçebakan İdil Biret İstanbul Bienali İstanbul Modern İzlediklerim İzlek İzmir Sanat Jan van Eyck Jean Auguste Dominique Ingres Johannes Vermeer John William Waterhouse Karalama Defteri Kırıntılar Kısa Metinler Kitap Kitap Eleştirileri küçük İskender Kürşat Başar Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi Malraux Marc Chagall Marguerite Duras Matisse Mektup Memet Fuat Metis Yayınları Mırıldandıklarım Michelangelo Milan Kundera Murathan Mungan Mühür Dergisi Müzik Nâzım Hikmet Not Defteri Notos Nuri Bilge Ceylan Oğuz Atay Okuduklarım Okuma Defteri Okuma Günlüğü Okuma Şenliği Önerdiklerim Öneri Öykü Özlü Söz Paul Klee Penguen Kolu/Kanadı Picasso Plan Proje Refik Durbaş Rembrandt Resim Resim Defteri Roman Rota Sabancı Müzesi Salâh Birsel Sanat Sayıklamalar Seçtiklerim Sel Yayıncılık Selçuk Altun Seyir Defteri Sezen Aksu Sıla Sinema Söyleşi Sözcükler Sözünü Sakınmadan Stefan Zweig Şiir Şiir Düşü Şiirler Tiyatro Tomris Uyar Van Gogh Varlık Dergisi Venedik Film Festivali Venüs Veysel Çolak Videolar Viktor Hugo Yaşar Kemal Yazı Masası Yazılar YKY Yön Yayınları Zeki Demirkubuz
Okuma Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


6 Ağustos 2015 Perşembe

Çağdaş Türk şiirinin en önemli dönüm noktasında Nâzım Hikmet şiiri duruyor bana göre. Divan edebiyatının etkisinden kurtulmaya çabalayan Türk şiiri manzum-nesir çıkmazında boğuşurken Nâzım Hikmet, Rus şiirinin, daha çok da Mayakovski ve Fütürizm akımının etkisiyle yepyeni bir soluk olarak ortaya çıkar. Duru bir Türkçe’yle, halkın içinden gelen bir sesle, komünist bir duyarlılıkla daha önce olmayan bir şeyi Türk şiirine getirir. Hem şiire aşkı, özlemi, toplumcu bakış açısını yerleştirir, hem de birçok yeni sözcüğü şiirine yedirir. Şiire yeni bir soluk getirmeye çalışırken birçok farklı sıkıntıyla da baş etmek zorunda kalır. Soruşturmalar peşini bırakmaz, kitapları yasaklanır, hapishaneye girer, büyük bir aşkla sevdiği vatanından kaçmak zorunda kalır, karısından çocuğundan uzaklaşır…
İşte bu sıkıntıların ortasında şiirden de hiç vazgeçmez. Özellikle de bu sıkıntılı durumlar yaşanırken yazdığı şiirlerdeki tat bambaşkadır bence. Bunların içinde de hapishanedeyken yazdığı Memleketimden İnsan Manzaraları adlı kitabı yukarda saydığım tüm özellikleri içinde barındırması nedeniyle çok önemli bir yere sahiptir.


Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinde başlayan kitap bir tren yolculuğuyla devam edip onlarca farklı insan motifini gözler önüne seriyor. Bir yandan insanların yaşamlarına odaklanırken bir yandan da, İkinci Dünya Savaşı öncesi dönem başta olmak üzere, gündeme değiniyor. Yani bir yandan insan manzaraları sunarken, bir yandan da dünyadaki yaşanan olaylara tanıklık ediyor. Bunu yaparken de şiirin o en önemli özelliği olan ses ahengini de korumayı başarıyor.

Tuna BAŞAR


5 Ağustos 2015 Çarşamba

Yoğun bir şekilde kitap okumaya başladığım ilk günden beri en çok önem verdiğim yayınevlerinin başında Sel Yayıncılık geliyor. Enis Batur, Ferit Edgü, Selçuk Altun, Salâh Birsel ve küçük İskender gibi Türk Edebiyatı’nın önemli yazarlarının kitaplarını yayınlaması sebebiyle öncelikle ilgimi çeken bir yayınevi. Bir de daha önceden yayınladıkları Geceyazısı Dergisi’nin etkisi var bu ilgide. Aslında en önemli nedeni Enis Batur’la ortak hareket etmeleri desem daha doğru olur.  İşte Geceyarısı Kitapları da aslında tam olarak bu nedenle ilgimi çekmiş bir seri.  Enis Batur’un desteğiyle kendi ritminde yayın hayatına devam ediyor.
Bu seride yayınlanan kitaplardan Enis Batur’un Kütüphane, Cüz, Patates, Kulak; Ferit Edgü’nün Devam, İnsanlık Halleri, Avara Kasnak, Paraboller; Ece Ayhan’ın Öküz’lemeler; birçok yazarın ortaklaşa yazdığı Arazi Marazi, Negatif İmge, Kaptan Gemide Kaçak Yolcu Var adlı kitapları büyük bir keyifle okumuştum.


Sel Yayıncılık tarafından Geceyarısı Kitapları arasında Ferit Edgü’nün aforizmalarından oluşan Cahil yayınlanınca edinip okumamak olmazdı. Serini 42. Kitabı olan Cahil, Ferit Edgü’nün 193 adet aforizmasından oluşuyor. Benim aklıma aforizma denince ilk gelen yazardır Ferit Edgü. Bunda Tüm Ders Notları adlı kitabının büyük etkisi vardır. Tüm Ders Notları benim başucu kitaplarımdan biridir ve aforizma konusunda bana yol gösterici olmuştur. Bu kitabı dönüp dönüp okurum. Şimdi Cahil’i okurken yeniden Tüm Ders Notları’na da dönme isteğim arttı.
Ferit Edgü, Cahil’de biraz da günümüz Türk insanına gönderme yapıyor. Toplumda yaşanan yozlaşmayı bu aforizmalarla ortaya koyuyor. Kitap “Salaklık Üstüne Deneme’nin yazarı, kadim dostum TAHSİN YÜCEL’e” şeklinde ithafla başladıktan sonra şu sözlerle Cahil’e vurgu yapıyor ve bizi aforizmalarıyla baş başa bırakıyor:
Aptal, salak, gerzek, cahil…
Tüm bunlar yakın akrabadırlar. Bunların en yaygını, en tehlikelisi cahillerdir. Çünkü o her şeyi bilir. Doğduğunda hattâ doğmadan önce her şeyi öğrenmiştir. Bu anlamda Tanrı’nın seçkin kuludur. Yoluna çıkmaya gelmez, sizi ezer geçer.
Tüm aforizmalar gayet güzel ama ben bazılarını çok beğendim. İşte onlardan birkaçı:
                “Cahille cahilce konuşmuyorsan anlaşamazsın.”
                “Cahil, kitabı o kadar sever ki okumaya kıyamaz.”
   “Cahilin sesi çok çıkar.
   “Cahil, bir boy büyük cahile söz söyletmez; ona tapar.”
  “Sırtını iktidara dayamış cahil gibisi yoktur.”
 “Bizim politikacılarımız cahilleri sever. Ama yalnız politikacılarımız değil, yazar çizerlerimiz de.”
Cahil’i okuduktan sonra Geceyarısı Kitapları’nın daha önce edinip okuyamadığım Enis Batur’un Hepsi, Enis Batur ve Yiğit Bener’in birlikte yazdıkları Simültane Cinnet ve Ferit Edgü’nün Selma Gürbüz İçin Üç Yazıadlı kitaplarını da bir an önce okumam gerektiğini fark ettim.

Tuna BAŞAR


4 Ağustos 2015 Salı

Ahmet Say, Türkiye’de müzik konusunda en yetkin isimlerden biri. Bu yetkinliği müzik yaparak değil müzik üzerine yazarak oluşturmuş önemli bir aydın. Aynı zamanda da Fazıl Say’ın babası. Ahmet Say’ın Müzik Ansiklopedisi adlı üç ciltlik kitabını uzun zamandır arıyorum, fakat bu kitabı bulup bir türlü kütüphaneme dâhil edemedim. Ama uzun zamandır başucu kitaplarımdan biri de ona ait: Müzik Nedir, Nasıl Bir Sanattır?


Gerçi bir süredir bu kitabı istediğim gibi okuyamıyordum. Bir başvuru kitabı niteliğinde olduğu için daha önceden bölüm bölüm bu kitabı okumuştum ama şimdi bir anda tamamını okumak istedim. Bir yandan da uzun zamandır planını yaptığım Müzikal Günce konusunda bu kitabın bana büyük katkısı olacağını düşünüyordum. Bakalım, şimdi kitaba yoğunlaşırken nasıl bir sonuçla karşılaşacağız.
Kitap müziğin tarihinden önemli müzisyenlere, ülkelerin müzik kültürlerinden Türkiye’de yapılan çok sesli müziğe, operadan baleye geniş bir yelpazede müziği ele alıyor. Birçok önemli müzik insanına yönlendiriyor bizi.
Kitap için Ahmet Say’ın kendi söylediği söz ise şöyle; “Bu kitapla amacım, müzik sanatının temel asgari bilgilerini herkesin yararlanabileceği yalın, anlaşılır bir dille anlatabilmekti.” Bana göre yazar bu amacına fazlasıyla ulaşmış.


Tuna BAŞAR


3 Ağustos 2015 Pazartesi

Milan Kundera’nın Gülünesi Aşklar adlı öykü kitabını okumaya başladım. Aslında Öykü Günlükleri projem için bu kitap iyi bir başlangıç olabilirdi. Bu projeye başlamak için birkaç gün gecikmiş olsam da belki de Öykü Günlükleri de kendi yolunu burdan bulacaktır.
Milan Kundera’yı ilk defa, birçok kişi gibi, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliğiadlı romanı sayesinde tanıdım. Bu roman benim en beğendiğim romanlardan biridir. Sonrasında Bilmemek, Ölümsüzlük gibi kitapları sayesinde değer verdiğim en önemli yazarlar kategorisine yükseldi benim için Milan Kundera. Fakat daha önce öykülerini hiç okumamıştım. Romanlarındaki tadı öykülerinde bulabilecek miyim, tam olarak bilmiyorum.


Gülünesi Aşklar’ın ilk öyküsü Hiç Kimse Gülmeyecek adını taşıyor. Bir sanat tarihçisi olan kahramanımız bir üniversitede ders vermekte ve yazıları bazı önemli dergilerde yayınlanmaktadır. Yayınlanan bir yazısını sevgilisi Klara ile kutladığı bir gün Zaturecky isimli bir adam tarafından yazılan “Çek Resim Sanatının Bir Ustası, Mikolas Ales” başlıklı bir araştırma yazısı adresine postalanır. Bu araştırma üzerine bir tanıtma yazısı yazmasını rica eden bir de mektup vardır posta kutusunda. Kahramanımız öncelikle bu araştırma yazısını ve mektubu önemsemez. Fakat Bay Zaturecky’nin ısrarları neticesinde işin içinden çıkamayacağı ve hayatını mahvedecek olan yalanlar silsilesinin içinde bulur kendini. Bu durumdan kurtulmaya çalıştıkça da etrafındaki her şeyi kaybedecektir.
Uzun zamandır bu kadar derinden hissettiğim bir öykü okumamıştım. Okuduğum her bir satır beni olayın içine çekmeyi başardı.
Aralarında birebir benzerlik bulunmasa da bu öykü bana J. M. Coetzee’nin Utanç adlı romanını çağrıştırdı. Utanç’ı da yeniden okunacaklar listeme ekliyorum.

Tuna BAŞAR 


2 Ağustos 2015 Pazar

Kürşat Başar’ın Yaz’ı bitti. Kitap umduğumdan daha hızlı bir şekilde okuttu kendini. Daha önceki okumada alamadığım tadı fazlasıyla aldım bu kez. Kitabın tek eksiği son bölümüydü. Şimdi son bölümden bahsetmeyeyim ama daha farklı bir son olabilirdi. Bu kitap üzerine Okuma Defteri’ne detaylı bir yazı yazacağım.


Bir yandan da küçük İskender’in Cin Kontrol Noktası’na yoğunlaşmaya çalışıyorum. Kitap İskender’in her zamanki gibi tam olarak bir kalıba sokulamayacak metinlerinden oluşuyor. Deneme, özgün metin, kitap tanıtım yazısı şeklinde ilerliyor kitap. Her zamanki gibi yer yer tadına doyulmayacak cümleler de eşlik ediyor bizlere.


Bir yandan da Sözcükler Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2015 tarihli 55. sayısını detaylı bir şekilde incelemeye başladım. Edebiyatçı Mektupları Özel Sayısı olarak yayınlanan derginin bu sayısına daha önce bir göz atmıştım ama gerek dergideki mektupları gerekse de mektup üzerine yazıları detaylı bir şekilde okumamıştım. Derginin bu sayısı hem yeni projem olan Dergiler için ilk yazı konusu olacak hem de Eylül’e Mektuplar projemde bana yol göstericilik yapacak.

Tuna BAŞAR 


1 Ağustos 2015 Cumartesi

Bir süredir aksattığım için en çok üzüntü duyduğum projelerimden biri olan Okuma Günlüğü’me bundan sonra daha fazla önem vereceğim. Yakın zamanda okuduğum Enis Batur’un Dalgınlık Kursları ve Işık, Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar, Ferit Edgü’nün Şimdi Saat Kaç, Goethe’nin Genç Werther’in Acıları ve Marguerite Duras’nın Sevgili kitapları için Okuma Günlüğü’me yazmayı çok istedim ama zaman darlığından bunu yapamadım. Fakat bu kitaplar üzerine Okuma Defteri’nde yazacağım.
Şimdi yeniden bu projeme yoğunlaşırken elimin altında yine birden fazla kitap var. Önümüzdeki bir hafta boyunca okumayı planladığım kitaplar şunlar: Kürşat Başar’ın Yaz, Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları, Milan Kundera’nın Gülünesi Aşklar, küçük İskender’in Cin Kontrol Noktası ve Ahmet Say’ın Müzik Nedir, Nasıl Bir Sanattır? adlı kitapları.


Öncelikle Kürşat Başar’ın Yaz’ını okumaya başladım. Bu kitabı ilk çıktığı zaman da alıp büyük bir bölümünü okumuştum. Fakat Kürşat Başar’ın eski kitaplarındaki lezzeti bulamadığım için yarıda bırakmak zorunda kalmıştım. Şimdi yeniden okurken daha bir keyif aldım. İlk okumam sırasında yaşadığım hayal kırıklığı beni fazlasıyla şaşırttı. Bilge Karasu’nun da dediği gibi her kitabın okunma zamanı farklıdır ve her okuma aynı lezzeti vermek zorunda değildir.
Kürşat Başar her zaman olduğu gibi karakterlerinin ruh halini fazlasıyla derinden hissettiriyor okura. Ayrıca daha önce hiç yapmadığı çok da önemli bir şeyi yapıyor bu kitapta: Kitap okumak ve kitaplar hakkındaki düşüncelerini de bize karakteri Murat üzerinden aktarıyor.
Barış Harekâtı öncesi Kıbrıs’ta yaşayan Türkleri odağına alarak başlıyor kitap. Annesi onu doğururken ölen Murat babası ve babaannesiyle birlikte yaşamaktadır. Bir sabah babası işe gider ve bir daha geri dönmez. Belli bir süre babasından haber almaya çalışırlar fakat bir haber gelmeyince onun öldürülmüş olduğunu düşünürler. Adadaki yaşam da günden güne zorlaşmaya başlayınca babaannesiyle birlikte İstanbul’daki amcasının yanına göç ederler. Murat’ın kitap tutkusu da amcası sayesinde gelişir. Bir yandan İstanbul’u arka plana alan roman Murat’ın Emel’le tanışmasıyla ve birlikte geçen bir yaz mevsimiyle şekil değiştirir. Bir aşk hikâyesine dönen roman Kürşat Başar’ın her zamanki duyguyu aktarma becerisi sayesinde okurda derin bir etki bırakmaya başlar.

Tuna BAŞAR

3 Eylül 2014 Çarşamba


Şiir Saati Dergisi, Gülümser Çankaya yönetiminde Antalya’dan yayınlanıyor. 3 aylık periyotlarla yayınlanan dergi her sayısında kapağına bir şairi ve o şairin genç şairler için kaleme aldığı bir mektubu taşıyor. Bu sayısının kapağında Genç Bir Şaire Mektup’la Orhan Alkaya yer alıyor. Derginin bu sayısının kapak konusu ise Güncel-Şairin Gündemi. Bu konu üzerine İsmail Mert Başat, Necmiye Alpay, Nilay Özer, Gonca Özmen, Asuman Susam, Gülce Başerve Betül Dünder düşüncelerini bizlerle paylaşıyor. Ayrıca dergide Ahmet Günbaş, Baki Ayhan T., Ömer Erdem, Tozan Alkan, Zeki Karaaslan, Gülümser Çankaya, Filiz Göğer ve Kristin Dimitrova da şiirleriyle yer alıyor. Şiir İçin Bir Sormaca için verilen cevaplar ve Veysel Çolak’ın değerlendirmesi de okunmaya değer. Özellikle takip ettiğim dergilerden biri olan Şiir Saati yine okunası bir içerikle karşımızda. Şairin Gündemi birçok şiir sever için de yol gösterici olacaktır.

Tuna BAŞAR

1 Eylül 2014 Pazartesi


Dergi okumak benim için en az kitap okumak kadar önemli. Okuma alışkanlığı kazanmamda dergilerin büyük bir payı var. İlk defa kitap-lık sayesinde edebiyat dergileriyle tanışmıştım. Sonrasında, şimdi yayınlanmayan, E, Adam Öykü ve Adam Sanat dergileriyle dergi takip etme alışkanlığım oluşmuştu. Varlıkdergisinin de bende büyük bir etkisi vardır. Bugüne kadar onlarca dergiyi arşivlemiş durumdayım. Yayın hayatına devam eden dergiler içinde Varlık, kitap-lık, Yasakmeyve, Sözcükler, Notos, Mühür, Kurşun Kalem, Sincan İstasyonu, Şiiri Özlüyorum, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat, Altyazı gibi dergileri düzenli olarak okuyorum.
Bu dergiler içinden Notos’un yeri diğerlerine göre daha farklı. Semih Gümüş yönetimindeki dergi sadece bir öykü dergisi olmanın ötesine geçmiş durumda. Edebiyatın birçok farklı dalına uzanan yazıları ve söyleşileriyle iyi bir edebiyat ortamı sunuyor okurlarına. Her yıl yaptığı büyük soruşturmaları da yakından takip ediyorum. Son sayısında Julio Cortázar’ı kapağına ve gündemine taşımış dergi. Ben de bir süredir Mırıldandığım Öyküler’i okumayı planlıyordum. Bu dosya konusu tam zamanında karşıma çıktı. Detaylı bir şekilde dergiyi okuduktan sonra Julia Cortázar okumalarında bana iyi bir yol gösterici olacaktır. Benim bu dergide en çok sevdiğim bölümlerden biri bir yazarın en çok etkilendiği yazarı anlattığı bölüm. Diğeri ise bir yazarın seçtiği kitaplar. Dergiyi elime alır almaz ilk olarak bu iki bölümü okurum. Notos üzerine, yakında başlamayı planladığım, Dergiler projem için de detaylı bir yazı yazacağım.

Tuna BAŞAR 

30 Ağustos 2014 Cumartesi


Bilindiği gibi Kafka, bütün eserlerinin yakılmasını vasiyet etmiştir, fakat arkadaşı Max Brod bu vasiyete uymayarak Kafka’nın eserlerini yayınlamıştır. Bu sayede biz de çok büyük bir yazarın eserlerini okuma fırsatına sahip olmuşuz. Burada vasiyete uymanın daha doğru olacağını düşünenler de çıkacaktır. Fakat Kafka’nın eserlerini okudukça büyük bir yazarın eserlerinin kendisine rağmen çoğaltılmasının ne kadar önemli bir olay olduğu görülmektedir. Yaklaşık bir asır önce yazılan eserlerde geçen olayların günümüzde tekrar edildiğini görmek bunun sebebini biraz olsun izah edebilir. Bu hem büyük bir yazarın öngörüsüdür, hem de çevreyi gözlem gücüdür. Bizim de bu eserleri okumaya hakkımız vardır. Buradan şu sonuç ortaya çıkıyor bana göre: bir eser yazılmaya başlandığı anda topluma hediye edilmiş oluyor. Yazıldığı andan itibaren yazarın olmaktan çıkıyor. Yayınlanmasa bile yazılmış olması buna yetiyor. O nedenle de, her ne kadar Kafka eserlerinin yakılmasını istemiş olsa da, ben bir okur olarak bu vasiyete uymayan Max Brod’dan yana tavır alıyorum ve iyi ki diyorum, iyi ki Kafka’nın eserlerini yakmamış.
Biraz uzunca bir giriş olsa da ilerleyen günlerde Dava üzerine daha detaylı yazılar yazmayı planladığım için öncelikle bu konudaki fikrimi belirtmek istedim.
Ahmet Cemal’in önsözde vurguladığı “korku” hissiyle Dava’yı okumaya devam edebiliriz.

Tuna BAŞAR

28 Ağustos 2014 Perşembe


Nobel Edebiyat Ödülü sahibi büyük yazar Gabriel García Márquez’i yakın zaman önce kaybettik. Ben de bu dönemde bir Márquez kitabı okumak istiyordum, fakat bir türlü fırsat bulamamıştım. Hazır yeni bir proje kapımı çalmışken Márquez’in öykülerini okumaya karar verdim. Mavi Köpeğin Gözleri, Márquez’in ilk öykülerinden oluşuyor. Kitabın ilk öyküsü olan “Üçüncü Teslimiyet” 1947 yılında yazılmış. Yani yazar bu öyküyü yazdığında henüz 19 yaşındaymış. Bu durum da Mavi Köpeğin Gözleri’ni daha da önemli bir hale getiriyor. Büyülü gerçekçilik akımının en önemli temsilcisi olan, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan, özellikle Yüzyıllık Yalnızlık kitabıyla tüm dünyayı etkileyen bir yazarın ilk yazdığı eserleri bir arada görme fırsatı veriyor bize bu kitap. Bu sayede de büyük bir yazarlığa giden sürecin ilk adımlarını daha yakından inceleme şansına sahip oluyoruz.


küçük İskender, benim en beğendiğim şairlerden biridir. Gerek şiirlerinde kullandığı dil, gerek seçtiği kelimeler, gerekse de okurda bıraktığı derin etki beni küçük İskender şiirlerine çeken etkenlerdir. Bir de 5 yıl boyunca aldığı tıp eğitiminin şiirlerinde hâlâ kendini gösteriyor olması, bir hekim olarak, hoşuma gidiyor.
Şairin 50. yaşı için özel basım bir şiir kitabı Elli Belirsiz. Tekrar basımı yapılmayacak bu kitapta küçük İskender’in seçtiği 50 şiiri yer almakta. Bugüne kadar şiirlerini takip edenlere tanıdık gelecektir bu şiirler. Ama hem tasarımı, hem içindeki şiirlerin yanında yer alan fotoğraflar ve belgeler, hem de özel basım olması nedeniyle ilgi çekici bir kitap gibi görünüyor Elli Belirsiz. Okudukça düşüncelerimi yazacağım. Ama kitabın üçüncü şiiri olan de gülüm’ü özellikle okumanızı tavsiye ederim. Benim en beğendiğim küçük İskender şiirlerinden biridir de gülüm.

Tuna BAŞAR

26 Ağustos 2014 Salı


Uzun zaman olmuş mektup okumayalı. Ve tabii ki yazmayalı… Eylül’e Mektuplarprojem dolayısıyla yazdığım bir-iki mektubun üzerinden bile epeyce zaman geçmiş. Tekrardan mektup yazmaya, mektuplar okumaya başlamalıyım, diye düşünürken kitaplarımın arasındaki Yeraltına Mektuplar adlı kitapla karşılaştım. Bir süre önce edindiğim bu kitabı neredeyse unutmuşum. Murat Yalçın’ın hazırladığı “59 Yazardan Hayatta Olmayan Yazarlara” alt başlığını taşıyan bu kitabı okumak için en iyi zamanın bu olduğunu düşünerek kitaba başladım. Bu kitap Eylül’e Mektuplar projeme de büyük katkı yapacaktır.
Mektup deyince aklıma hemen Enis Batur ve doğal olarak Gönderen adlı kitabı geliyor. Murat Yalçın da önsözde bu kitabı anmadan edemiyor. En kısa zamanda Gönderen’i de tekrardan okumalıyım.
Bu tarz mektup kitaplarının en büyük katkısı yeni yeni şeyler öğretmesidir. Mesela kitabın ilk mektubu Adil İzci tarafından Sabahattin Kudret Aksal’a yazılmış. Sabahattin Kudret Aksal ismini duyduğum fakat hiç okumadığım bir yazardı. Bu mektup sayesinde okumam gerektiğini düşünmeye başladım. Özellikle Adil İzci’nin andığı Meydan adlı öyküsünü bir an önce okumalıyım.

Tuna BAŞAR

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Uzun zamandır planladığım Okuma Günlüğü projeme artık başlamam gerektiğini düşünerek okumam gereken kitapları seçtim. Daha önce de defalarca belirttiğim gibi ben aynı anda birden fazla kitap okurum. Roman, öykü, şiir ve deneme kitapları mutlaka elimin altında bulunurlar. Bunların yanında sanat, felsefe, mitoloji, tarih, günlük, eleştiri, mektup, gezi, sinema gibi türlerin birinden de bir kitap yer alır okuduklarım içinde. Tabii ki olmazsa olmazlarımdan biri de dergilerdir.
Okuma Günlüğü projem kapsamında okuduğum kitap ve dergilerin zihnimde bıraktığı tortuyu günlük olarak buraya dökeceğim. Okuduklarım üzerine aldığım notları, yaptığım alıntıları ve beni yönlendirdikleri diğer sanat eserlerini de burada yazacağım. Kısacası okuduklarım ekseninde bir okuma günlüğü oluşturacağım.
Yepyeni bir projeye de benim için büyük önemi olan bir kitap eşliğinde başlamak istedim. O nedenle de ilk kitap olarak Ferit Edgü’nün Tüm Ders Notları’nı belirledim. Ayrıca küçük İskender’in son şiir kitabı olan Elli Belirsiz, yakın zaman önce kaybettiğimiz büyük yazar Marquez’in Mavi Köpeğin Gözleri adlı öykü kitabı, Franz Kafka’nın Dava’sı okuyacağım kitaplar. Bunların yanında da Murat Yalçın’ın hazırladığı 59 Yazardan Hayatta Olmayan Yazarlara alt başlığını taşıyan Yeraltına Mektuplar adlı mektup kitabı… Ve Notos’un son sayısı…
Dava ve Notos’u bugün okuyamadım. Fakat diğer kitapları okumaya başladım.


Ferit Edgü’nün Tüm Ders Notları, benim dönüp dönüp okuduğum kitapların en başında geliyor. Bu kitabı her okuyuşumda farklı farklı ruh hallerine bürünüyorum ve her seferinde yeni şeyler öğreniyorum. Oysaki buradaki notlar olabildiğince kısa. Ama Ferit Edgü’nün kaleminin gücü bu kısa yazılarda da okuru etkilemeyi başarıyor. Bu kitabın en önemli özelliği bence önemli sanatçıları, edebiyatçıları, düşünürleri gündeme getiriyor olması. Ben de bu seferki okumamda daha çok bu yazarların, şairlerin, sanatçıların izini süreceğim.
Yazmaya ara vererek tekrar okumanın serin sularına bırakacağım kendimi. Kitaplar okundukça burada kendilerine bir yer bulacaklardır.

Tuna BAŞAR

Tuna BAŞAR

{picture#https://lh3.googleusercontent.com/-D5kOteDnoJw/AAAAAAAAAAI/AAAAAAAABGE/655dNdgH4u8/s120-c/photo.jpg} 1985 yılında doğdum. İzmir Karşıyakalı'yım. 2004 yılının son çeyreğiyle birlikte başladığım yazı serüvenime Gece Edebiyat adlı blog sayfamda devam ediyorum. Yazılarım ve şiirlerim Ada (Samsun),Aykırı Sanat, Berfin Bahar, BH Sanat, Çalı, Genç Hayat, İzmir İzmir, Kaçak Yayın, Kar, Koridor, Kum, Kuşak, Kül Öykü, Lacivert Sanat, Mor Taka, Onaltıkırkbeş, Sunak, Taflan, Varlık, Virgül gibi dergilerde yayınlandı. {facebook#http://www.facebook.com/tunabasar} {twitter#http://www.twitter.com/tunabasar35} {google#http://plus.google.com/+TunaBasar} {pinterest#http://www.pinterest.com/tunabasar35} {youtube#http://www.youtube.com/c/TunaBasar} {instagram#http://www.instagram.com/tunabasar35}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.